İbn Haldun, "Görüşleriyle hâlâ yaşayan düşünür", 27 Mayıs 1332'de Tunus'ta dünyaya geldi ve 17 Mart 1406'da Kahire'de vefat etti. Genç yaşında devlet kademelerinde görev yaptı ve ayrıca çeşitli yerlerde kadılık ve başkadılık yaptı. Özellikle kadılık mesleğini icra ederken insanları ve onların psikolojilerini yakından tanıma imkânı buldu. Ayrıca devlet görevleri, gezileri ve araştırmacı yönü ile birlikte düşünce ve bilgi dünyasını zenginleştirdi.
En önemli eseri olan Mukaddime genel bir tarih ve toplum değerlendirmesi niteliğindedir. Ve İbn Haldun bu eserini beş ayda (1377 yılı) yazdığını bildirmektedir. Mukaddime, Doğu - Batı fark etmeksizin en seçkin siyasetçi ve sosyologların ilgi gösterdikleri bir eserdir. Yayınevinin verdiği Batı dünyasından örnekler:
“ABD ekonomisini derleyip toparlayan ve sekiz yıl iktidarda kalan Ronald Reagan, Mukaddime'den çok yararlandığını açıkça dile getirmişti. 1 Ekim 1981 tarihinde o ünlü ekonomik iyileştirme programını açıklaması sırasında "On dördüncü yüzyılda yaşamış bir müslüman düşünür olan İbn Haldun'un, günümüz ekonomist ve mâliyecilerinden çok daha aklı başında ve toplumu sarsmayacak, nefesini kesmeyecek çözümler ürettiğini" söylemiş ve İbn Haldun'a şükranlarını arz etmişti.
İngiltere'yi yıllarca refah içinde idare eden Başbakan Margaret Thatcher'ın da Mukaddime'yi yanından hiç eksik etmediğini darışmanından öğreniyoruz.“ Sayfa 13
“Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Annan şu değerlendirmeyi yapar: “Sadece İbn Haldun ismi bile İslâm Tarihinin ne kadar parlak bir ilim çağı yaşadığının göstergesidir.“
“İbn Haldun'un sosyal ve politik kavramlarının çoğu, 20. yüzyılın sosyologları ve antropologları arasında büyük bir yankı uyandırmıştır. Bu bağlamda, onun fikirlerinden doğrudan etkilenen tarihçilerden, etnologlardan ve antropologlardan sadece birkaçını sayacak olursak, Tocqueville, Masqueray, Durkheim, Evans-Pritchard, Hart ve Gellner'i gösterebiliriz.“
“Öte yandan, bütün dünyanın kabul ettiği bir numaralı tarih felsefecisi Arnold Toynbee'ye göre “Hiç şüphesiz Mukaddime, kendi türünde, bugüne kadar hiçbir zaman, hiçbir yerde, hiçbir zihnin ortaya koyamadığı en büyük eserdir.“ Sayfa 14
Ve eserin içeriğine gelelim.
Eser bir giriş ve sonrasında altı bölümden oluşuyor:
* Giriş Bölümü
İbn Haldun eserinin giriş bölümünde der ki “Tarih demek, derinlemesine düşünmek, meselenin hakikatine ulaşmak için çaba sarf etmek, olup bitenlerin sebep ve kökenlerini maharetle ortaya koymak, olayların niçin ve nasılını bulup bilmek demektir.“ Sayfa 21
Ve tarih okuyucusun da kendisine aktarılanları mutlaka bir akıl terazisinden geçirmesi, araştırma ve muhakeme emeğini göstermesi gerektiğini söyler. Çünkü tarihçilerin içerisinde abartmayı sevenler olduğu gibi maalesef aslı esası olmayan uydurmaların da aralara serpiştirildiğini ifade etmektedir. Burada hakikate ulaşmak isteyen kişinin önüne sunulanı hazır olarak kabul etmeden mutlaka bir emek vererek süzüp değerlendirmesi gerektiği tespiti çok önemlidir. Çünkü tarih ile ilgili en doğru kanaate ancak bu şekilde ulaşılabilir.
Mesela bu konuda ilk aklıma gelen örnek bugünün nesline mazimizi lekeli ve olumsuz göstermek isteyen bir kısım "tarihçilerin" oğlancılık ifadeleri ile attıkları iftiraları söyleyebilirim. Oğlancılık ile ilgili yazılmış şiirler ile de bu iddialarını güya perçinleştirirler. Halbuki birazcık araştırma yapan bir insan şunu görür ki eskiden oğlan kelimesi cinsiyet ayırt etmeksizin ilk gençlik dönemini ifade ederdi. Hatta "kız oğlan kız" tabiri de buradan gelmektedir.
Tarihin yalan yanlış bir şekilde anlatılması sadece bize has bir durumda değil. Zweig'ın Yarın Tarihi isimli kitabından şu sözlerini de buraya eklemek istiyorum:
#225620278
Ve Bölümler;
1- Genel Hatlarıyla İnsanlık Umranı
2- Kırsal (Bedevi) Umran
3- Evrensel Devletler, İktidar, Hilafet, Devletin İşlevleri
4- Ülkeler, Başşehirler ve Şehirler
5- Geçim Kaynakları, Kazançlar, Meslekler ve Bunlarla İlgili Konular
6- İlimler, Çeşitleri ve Eğitim Yöntemleri
Ve bu sıralamayı yapmasının nedenini İbn Haldun şöyle izah eder:
“Bedevi umranını başa almışsam, ileride göreceğimiz üzere, bu umranın yeryüzünde diğerlerine göre daha önce ortaya çıkmış olmasındandır. Hükümranlığı, ülkeler ve şehirlerden öne almam da aynı sebeptendir. Geçim kaynaklarını ilimlerden öne almama sebep de, geçimin tabiî ve zorunlu oluşundan, ilim ve araştırmanın ise, bir tür lüks veya rahatlıktan kaynaklanmasındandır. Elbette en zaruri olan, diğerine oranla öncelik kazanır. Meslekleri kazanç getiren işlerle birlikte ele aldım, çünkü onlar da, daha ileride göreceğimiz gibi, bazı bakımlardan ve umran açısından iç içedirler.“ Sayfa 74
1. Bölüm - Genel Hatlarıyla İnsanlık Umranı
Bu bölüm insanların ilk olarak vahşi hayvanlara karşı hayatta kalmak ve yeme, içme, barınma gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için bir arada yaşamaya mecbur olduklarını ifade ederek başlıyor. Ve bu sağlandıktan sonra da sıra bu sefer de insanların kendi aralarında ki saldırıları önleyecek bir otoriteye ihtiyaç duyulduğunu ve bunu da devlet ile çözdüğünü söyler.
2. Bölüm - Kırsal (Bedevi) Umran
Kırsal hayatın şehir hayatından önce geldiği ve insanın temel ihtiyaçlarını sağladığı bir yaşam olduğunu ve bu ihtiyaçların karşılanmasının asıl gereklilik olduğunu söylüyor. Ve bu kırsal hayat bu vasıfıyla toplumun beşiğidir. Şehirler de köklerini ve nüfuslarını ve yaşamlarını işte bu kırsal hayata borçludur.
Şehir hayatı konfor ve lüksü hedefler. Fakat şehirde de, sarayda da yaşasa insanın temel ihtiyaçlarının karşılanması kırsaldan; topraktan, tarımdan, hayvancılıktan gelir. Kırsal hayatı hepten bırakırsak alışveriş yaptığımız süpermarketlere meyveler, sebzeler, et ürünleri nereden gelecek? Evet hepimiz lüks ve rahat bir hayatı yaşamak istiyoruz ve fakat yaşamak için gerekli olan temel ihtiyaçlar hiç değişmiyor. Cep telefonsuz, laptopsuz, internetsiz, sosyal medyasız yaşayabiliriz fakat ekmek ve gıdalar olmadan yaşayamayız.
Ve bu bölümde çok çok önemli bir tespit var:
"Şehir hayatı, medeniyetin (umranın) sonu ve çöküşün başlangıcıdır. Şerrin nihâî noktası, hayrın da zıddıdır." Sayfa 189
İnsanlığın şehirleşmeye geçtikçe manevi yönden de düşmeye başladığını izah eden çok önemli bir konuyu içeriyor.
3. Bölüm - Evrensel Devletler, İktidar, Hilafet, Devletin İşlevleri
Bu bölümde elli beş adet konu başlığı ile izahlar yer alıyor. Ve bu bölümün en önemli ve en dikkat çekici yeri ise Tahir ibn Hüseyin'in oğlu Abdullah ibn Tahir'e gönderdiği sayfa 449 ila 458 arasında yer alan on sayfalık mektuptur. Bu mektup da valilik yapacak olan oğluna oldukça kıymetli öğütler veriyor. Ve İbn Haldun diyor ki: "Tarihçiler, bu mektup duyulunca çok büyük bir ilgi gördüğünü ve elden ele dolaştığını yazarlar. Halife Me'mun bu mektubun birer nüshasının bütün vilayet valilerine, bunu rehber edinmeleri ve içeriğine uymaları için gönderilmesini emretmiş. Bence bu mektup bu tür siyaset hakkında yazılmış yazıların en iyisidir." Sayfa 459
4. Bölüm - Ülkeler, Başşehirler ve Şehirler
Bu bölümde dikkat çekici iki yer var. Birincisi Kudüs'ün yani Mescid-i Aksa'nın üç büyük din tarafından da nasıl kutsal hale geldiğini hikayeleri ile birlikte anlatılıyor. İkincisi ise 18. Başlık olan Şehir Kültürü Umranın Hedefidir, Son Aşamasıdır, Çöküşün Başlangıcıdır isimli bölüm. Bu bölüm şehir hayatının aslında çöküşün neden başlangıcı olduğunu işlediği yer. İkinci bölümde de bu konuya yer verilmişti fakat bu bölümde de konu şehirler olunca tekrar üzerinde durulmuş ve detaylıca işlenmiş. Çok çok önemli bir konu.
5. Bölüm - Geçim Kaynakları, Kazançlar, Meslekler ve Bunlarla İlgili Konular
Bu bölümde hizmet, ticaret, tarım, zanaat ve sanata kadar belli başlı meslek grupları ile ilgili bilgiler veriliyor.
6. Bölüm - İlimler, Çeşitleri ve Eğitim Yöntemleri
İşte üç yüz sayfalık olan bu son bölüm bence eserin en önemli ve en üzerinde durularak okunması gereken bölümü.
İnsanı diğer canlılardan ayırt eden düşünme özelliğini anlatarak başlıyor. Özellikle Kelam İlmi başlığı altında ise çok önemli tespitlerde bulunuyor. Bir tanesini burada da paylaşmak istiyorum:
“Akıl, doğru bir terazidir. Değerlendirmeleri kesindir ve yalandan uzaktır. Ancak akıl, tevhid (Allah'ın birliği), âhiret, peygamberlik, Allah'ın sıfatları ve insan aklının takatinin ötesindeki şeyler gibi konuları tartmak için kullanılamaz. Bu, imkânsızı istemek olur. Bu durum, altını tartmak için kullanılan bir teraziyi gören kimsenin, onu dağları tartmak için kullanmaya kalkışmasına benzer. Bu, terazinin doğru olmadığı anlamına gelmez. Ancak, insan aklının durması gereken bir sınırı vardır. Allah ve O'nun sıfatları hakkında tam bir bilgiye sahip olduğunu iddia edecek kadar kendi seviyesinin ötesine geçmemesi gerekir. Çünkü akıl, Allah'tan gelen varlıklar âleminin zerrelerinden sadece bir zerredir.“ Sayfa 686
Son olarak şunu söylemek istiyorum evet eseri okumak gerçekten zaman ve sabır istiyor. Ve eser içinde bazı yerler de günümüzde geçerliliğini yitirmiş. Fakat yine de çok önemli tespitler içermesi nedeniyle mutlaka okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Ayrıca İbn Haldun Cemil Meriç'in de üzerinde çok durduğu bir isimdir.
Fikri eserlere de mutlaka okuma zamanı ayırmamız gerektiğini belirtiyor ve herkese faydalı okumalar diliyorum.