Gönderi

Değil'ini Anlamak
Puan vermedi·368 syf.··
2024 79. kitabı
"Anadolu maya'sı", "Türkistan'dan gelen kelam" dır. "Anadolu maya'sında insan", "gönlü'ne, Türkistan'dan 'gelen' kelam'ın çalındığı ferdi birey" dir.  "Türkistan'dan 'gelen' kelam"ın "asli kaynağı", "Kadim ve Hatem"dir.  "Kadim ve Hatem" olan "Kelam"ın "Türkistan'daki Yüce Eser"i, bu "Yüce İnsan", "Kadim ve Hatem" olan "Kelam"ı gönül'de, Türkçe söz ile açar". Bu "açış" ne "tercüme"dir, ne "tefsir"dir, ne de "meal".   *** Yalçın Koç yukarıdakilere benzer ifadeleri, bölümlere uygun gelecek şekilde tekrar tekrar bize anlatır. Bunların da söz'e gelmeyeceğini, öyle tefekkür faaliyeti ile de açılamayacağını peşi sıra eklemek kaydı ile. Bu toprakların ekin'i olduğumuzdan olsa gerek kalbimizin ritmi artar ve tab'da okuduklarımıza ikna olmaya çalışırız zihnin faaliyeti sonucunda olmasa da.  Tek yol "Kelam"ı "gönlünde" "mayala"yanların eserlerini görmek ve onlarla münasebet kurmaktır diye de belirtir Yalçın Koç.  Netice olarak bu söz'e gelmez kısım hakkında konuşmak yerine değil'in neden değil olduğuna dair anlamlama çalışması boyunca, yıllardır kendilerini kendilerinden okuma çalışmama rağmen bir arpa boyu yol alamadığım Grek-Latin-Kilise diyarının feylesofları hakkında bazı malumatlara sahip oldum, onların malumatları hakkında. Biraz sonra da bunları özetlemeyeye çalışayım; bende tesis olan yansımaları açısından.  *Cogito ergo sum  Descartes iki farklı kavramı açıklayarak yolculuğa başlatır bizi. "Res cogitans" ile "res extensa"dır. Avam olarak, algıladığım şey şudur: Res cogitans faaliyeti ile birlikte "zihinde bir düşünce" ortaya koyar. Bu "zihindeki düşünce", zihnin "uzamsal bir kuvveti, Res extensa" ile "idrak" edilir. Bir sonraki aşamada şüphe vasıtası ile bir "gerçek" lik ilişkisi kurmaya çalışır Descartes. "Hissettiklerimiz" bizi yanıltır savıne bardağın içindeki çay kaşığı güzel bir örnek "teşkil" eder. Zihin bunu her ne kadar "bükülmüş" olarak idrak ederse de bu gerçeği yansıtmaz.  Peki, "zihin", "zihnin" düşünme faaliyeti sonucu oluşturduğu "şey" in "idrak"inden şüphe edebilir mi? Descartes bu noktada bu "şüphe" faaliyetinin imkansızlığını yendiğini iddia eder. Yani "düşünüyorum, öyleyse varım" ifadesi kartezyen metafizik açısından oldukça doğru bir yerdedir. Dolayısıyla "konuşuyorum, öyleyse varım" gibi bir abes ile aynı şeyden çok uzaktır. Düşünce'yi var eden şey gerçek'lik olarak var olmak zorundadır; bundan şüphe edilemez.  Descartes ile ilgili kısmı "ne" demek istediğini anladığım iddiası ile kapatıyorum. Yalçın Hoca'nın eksiklerini teşrih ettiği kısımları müstakil olarak analiz etmek gerekliliğini savunarak.  *Birey'lerin bilinci kollektif bir bilinç oluşturur. Durkheim bir sosyolog olarak savunusunu şunun üzerine kurar. İnsanların bireysel bilincini oluşturan şey, bireylerin bilinçlerinin "dışsal teması" sonucunda oluşan "kollektif bilinç" adlı nesne'dir.Durkheim, bu kollektif bilinç'in nasıl oluştuğuna dair pekte açıklama yapamaz açıkçası. Yalçın Koç'ta bayağı bir tabir ile "golü" buradan atar. Burada Grek-Latin- Kilise diyarının fikriyatı açısından çözümlenemeyecek sorun "kollektif bilinç" öncesindeki "bireysel  bilinç" ve "kollektif bilinç" sonrasındaki "bireysel bilinç"in "ne"liğine dair açıklamaların gerekliliğidir.  *Reinen Vernunft- KantYalçın Koç anlaması çokta kolay olmayan Kant ile ilgili yazdıklarına rasyonal yeti ve hafıza'yı açıklayarak başlar. Rasyonel yeti, hafıza'daki "basit nesne"yi muhayyile ederek, "zihinde" tesis eder. Dolayısıyla "akması durmuş an'dan" akan zaman'a alarak tesis ettiği şey'i, akan'ın bozulmasına tabi kılar.  Hafıza ise bir anda nesne'yi durdurur. Nesne'nin kim'lik ve aynı'lığını koruyarak ve akan zaman'dan muhafaza ederek "hafıza"ya alır. Burada yapılan iş, nörolojik bir eylem olmaktan uzaktır. Daha çok hafıza'nın maya ile olan ilişkisi ve rasyonel yeti'nin muhayyile faaliyeti ile "söz" tesis etmesi iş'i mevcuttur. Maya'dan kaynaklanan "söz" her ne kadar "kalp söz" değil ise de; anlaşılması ve idrak edilmesi mümkün olmayan şeydir. Yani "maya"nın tab edilememesi ile alakalı olarak. Bu noktada Yalçın Hoca, Kant'ın temel hatası olarak "basit nesne"yi "idrak"te sabitlemeye çalışmasıdır yani "hafıza" da değil. Basit nesne'nin muhafazı' da reinen vernunft ( saf düşünme yetisi'ne) yükler.  *Attike'li Eflatun  Attike'li Eflatun fikriyatında psukhe, yeryüzüne kozmo-genesis sırasında düşmüştür. Psukhe'nin eksodus'u keşfedilmeli buna yol'u açıklanmalıdır.  Attike'li Eflatun'un "başarısı" tertip açısından Musa'nın Kelam'ına yakın bir dil kullanmasıdır. Psukhe'nin "kurtuluş"u ancak "sophos'u tekhne'sine" a bağlanır. Bu sophos'un faaliyeti ise psukhe'nin "logos ve onoma" "kelam ve ilim" tanıştırılmasıdır;  hayatlandırılmasıdır ki; bu sayede psukhe eksodus'unu gerçekleştirebilsin. Yalçın Koç, logos ve onama'nın Attike'li Eflatun açısından "söz" aşamadığını ve "ölü" olduğunu görür. Dolayısıyla "ilahiyat" açısından Allah'tan geleni kusurlu görür; onun hayat bulması için psukhe arayışında olduğunu beyan eder. Kelam'ın maya'laması için gönlü mahall olarak seçmesi ile gönlün nefslendirici olması ayrı şeylerdir. *Freud Tekrar baktığımda hatırlanması kolay olacak şeyleri anahtar kelimelerle ifade etmeyi kendimde hak görürüm.  Totem ve tabu, baba, kıskançlık, oğulları sevgi ve düşmanlığı, ilk günah, oğul'ların baba'yı bütün klan ile yemesi, totem hayvanı, ensest tabusu vs anahtar kelimeleri Freud'un kronolojik olarak toplumsal düzenin nasıl oluştuğuna dair Freud'un tasavvurlarıdır.   Freud'a göre yeni doğan'a mahsus psukhe "içsel kuvvetler"den müteşekkildir. Freud buna "o" ismini verir."Asli içgüdeler", "içsel kuvvetler" olarak "o"ya mahsustur. "Yeni doğan"ın dünyadan etkilenmesiyle birlikte, "ben" oluşması ve "o"dan ayrışması başlar. Freud'un "özsel ben" deyim ile de ifade ettiği bu şey, "dış dünyanın etkileri'ne" de bağlı olarak, ağacın etrafını kuşatarak büyüyen ve gelişen "kabuk" a benzeyen şekilde "büyür" ve "gelişir".  Bu gelişme sırasında tabu ve totem dönemiyle ilişkisini tam olarak kaybedemeyen insan'da nevrozlar görülür; bunun kitlesel etkileri de mevcuttur. Psukhe tabibi olan Freud ise psikoanalitik düzlemde bunları tedavi etme uğraşı vererek Attike'li Eflatun'un modern bir uyarlamacısı olarak etkisini gösterir.  Bu kavramların daha iyi anlaşılması için "Anadolu Maya"sı kitabındaki "asli doğuş" ve "itibari doğuş" kavramlarının tam anlamıyla anlaşılması önemlidir.
Anadolu MayasıYalçın Koç · Cedit Neşriyat · 200770 okunma
·
326 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.