·372 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Ekim 2024 22:54 Macaristan doğumlu Agota Kristof, 1956 yılında Sovyet ordusundan kaçmak için eşi ve dört aylık bebeğiyle İsviçre’ye sığınır. Yazar burada Fransızca konuşulan bir bölgeye yerleşir ve bir yandan dil öğrenirken bir yandan da fabrika işçisi olarak çalışmaya başlar.
Yazmaya ilk olarak 1970’li yıllarda tiyatro ile başlar. Üçlemenin ilk kitabı olan Büyük Defter’i 1896, ikincisini 1988 ve son kitabını da 1991’de yayımlar. Ülkemizde üçlemenin ilk kitabı Büyük Defter 90’lı yıllarda yayımlanmış ancak pek ilgi görmemiş. 2010 yılında üçleme tek kitap halinde Yapı Kredi tarafından basılmış ve oldukça okunmaya, ilgi görmeye başlanmış. Yazara ilgi arttıkça diğer kitapları da dilimize çevrilmeye devam ediyor.
Üçleme savaşın tam merkezinde birbirlerine tutunarak hayatta kalmaya devam eden ikizlerin hikâyesini konu alıyor. İkizler üzerinden savaşın getirmiş olduğu aidiyet duygusu, kimlik, göçmenlik ve aile kavramlarını yazar sade, sanki hiç uğraşmadan öyle sıradan bir şekilde ele alıyor ki, diğer aynı konu üzerindeki kitaplardan farklılaşıyor.
Büyük Defter’de ikinci dünya savaşı işgalinde ikizlerin anneannelerinin yanına gelmesiyle değişen hayatlarını okuyoruz. Üçlemenin ilk kitabında kullandığı dil çocukların gözünden okuduğumuz için çok sade, kısa anlaşılır cümlelerle dolu. Bu kitapta kimseden özel adla bahsedilmiyor. Anlatıcı “biz” olup, yazar tam anlamıyla bir çocuk imgelemesi üzerinden kitabı ele almayı hedeflemiş. Kanıt ve Üçüncü Yalan’da artık herkesin bir ismi var ancak üçlemenin her kitabında mekan, şehir ve ülke ismi detayı yok. Yazar belki de, hedef göstermeden kendi için bir özgürlük alanı yaratıyor. Böylece çok acımasız, rahatsız edici bir şekilde savaşı, savaşın halk özelliklede kadın ve çocuklar üzerindeki etkisini; aile kavramının değişime uğramasını bununla birlikte istenilmeyen sonuçların doğmasını belki de bu yüzden bu kadar açık ve net anlatıyor.
Yazar okuru aynı zamanda şüpheli bir gerçeklik algısına sürüklüyor. “Hangisi doğru, hangisi yanlış? Gerçek neydi?” soruları üçlemenin ikinci ve üçüncü kitabını okurken sürekli zihninizde dolanıyor. Peki, hangi hikâye gerçekti? Kitabı okumayı bitirdiğinizde bile buna tam anlamıyla karar veremiyorsunuz. Kat kat örülen bir kurguya sahip.
Savaşın sadece insan bedeninde değil ruhunda da açtığı hasara; yarım kalan, birbirini teğet geçen hayatlar, kabullenemeyen durumlar, aile trajedileri, o kadar ustalıkla işlenmiş ki… Çok severek, bayılarak okuduğum bir roman oldu. Okurken zihni karıştıran, zorlayan kitapları okumayı sevenlere tavsiye ederim.