Azcık Spoi olabilir.
Eveet. Yine bir Ölümcül Oyuncaklar kitabıyla karşınızdayım. Doğrusu bu serideki en büyük pişmanlığım araya kitap sokmak oldu. Kemikler şehrini okuduktan yaklaşık 1-2 ay sonra Küller Şehrini ve Küller Şehrini okuduktan 4-5 ay ( belki daha fazla) sonra Camlar şehrini okudum. Keşke araya bu kadar mesafe koymasaydım diyorum çünkü karakterlere karşı bi soğukluk yaşadım. Ama allahtan Camlar şehrini bitirir bitirmez Düşmüş Melekler Şehrine başladım. Karakterlere ısınmak konusunda cok bi sıkıntı yaşamadım çabuk alıştım. Sonuçta Ölümcül Oyuncaklar dan bahsediyoruz. Nasıl sorun yaşayabilirim ki!?
Artık kitap incelemesine geçebiliriiiiiz. İlk olarak Clary için olumsuz bir eleştirim var. Ben serinin ilk kitabını bitirir bitirmez filmini izlemiştim. Filmi gerçekten güzeldi ama diğer kitaplarda da Clary' yi filmdeki oyuncu Lily Collins olarak düşündüm. Ta ki Camlar Şehrini okuyana kadar. Çünkü ilk iki kitaptaki sert muhteşem korkusuz Clary için Lily Collins oldukça uygunken Camlar Şehri'nde Clary daha yumuşak çizilmiş. Ben de Shadowhunters dizisinin ilk bölümünü seyretmiş ve oyuncuların hepsine hakim biri olarak (Oyuncularından Alec (Matthew Daddario) hariç hiçbirini kitaba yakıştıramadım hatta dizideki Clary karakterinin (Katherine McNamara) kitaptakine göre fazla sürtük görünümlü ciddiyetsiz ve çocuksu olduğuna karar verdim.) Bir anda Clary'yi dizideki kız olarak hayal etmeye başladığımı fark ettim ve bu beni çok rahatsız etti. Çünkü ben dizideki Clary'yi kitaptakine hiç yakıştıramıyordum. Bunun sebebi de az önce bahsettigim gibi önceki kitaplardaki Sert Kız Clary havasının Camlar Şehrinde yok olmuş olmasıydı. Aslında Düşmüş Melekler Şehrinin 200. sayfasında olmama rağmen hala Clary'nin Sert Kız havasına bürünebildiğini söyleyemem. Kitaptaki diğer soruna gelelim. Kitabı okumuş olanlar bilir ya da belki beni anlayabilir. Jace ve Clary ilişkisi. Eğer gerçekten bir ilişki olsaydı galiba harika bir ilişki olurdu. Ama maalesef yazar inadına yaparmış gibi bu iki harika insanı birleştirmiyor. Bence aslında kardeş olmadıklarını anlamaları için Küller Şehri bile geçken yazar bunu Camlar Şehrine ertelemiş. Ya da Camlar Şehrinin sonuna demek daha uygun olur. Düşmüş Melekler Şehrine gelince "Ohh" diyosun "sonunda Jace ve Clary Clace olacak" ama kitabı okumaya başlayınca yazarın daha ellinci sayfadaki koca el hareketini görebiliyorsun. Yav bari 100 sayfa bi doya doya Jace ve Clary okuyalım. Aynı şey Alec ve Magnus içinde geçerli. Harika bir ilişki. Ama 3 kitaptaki Malec sahnelerini toplasan 5 sayfa etmez. Camlar Şehrinde Magnus'un Alec'e açıldığı efsane bir yer vardı ama sadece 1 sayfaydı. Yaklaşık 100 sayfa daha göz attım kitaba başka Malec yeri var mi diye. Yokmuş. Hayal kırıklığı. Neyse. Bu kadar olumsuz eleştiri yeter. Biraz da olumlu eleştiri yapalım. Öncelikle ya Cassandra Clare sen nasıl bi kraliçesin ya. Nasıl efsanevi bir insansın. Bu Shadowhunter dünyası bana her zaman dost oldu. Sonu olmayan bi dünya. İçine kolayca alıyor beni ve kendine aşık ediyor. Gerçekten Cassandra Clare tam da alışveriş listesi yapsa okurum denilecek tipten bi insan. O tontiş yanaklarından öpmek istiyorum.
Neyse. Bu kadar sululuk yeter.
Camlar Şehrinde en sevdiğim şeylerden biri seriye katılan Sebastian (ya da Jonathan mı demeliyim?)dı. Valentine zaten efsanevi bir kötü karakter ama Sebastian da harika bir yardımcı kötü karakter olmuş. Sevdim bu ikiliyi. Olumsuz eleştirilerim hariç serinin geri kalanı güzeldi. Bu arada keşke Valentine daha aktif olsa kitapta. Bana biraz yetersiz geldi. Ayrıca kitabın finali efsaneydi. Ama yine de niye bilmem dolu dolu yaşayamadım o finali. Off yine çok eleştirdim. O zaman şöyle bitirelim.
İyi ki varsın Cassandra Clare.
İyi ki varsınız Shadowhunterslar.
İyi ki varsınız Aşağı Dünyalılar.
Hepiniz iyi ki varsınız.
P.S: Şuan aklıma geldi Jocelyn in geldiği sahne bence çok zorlamaydı.
-Selam ben Jocelyn.
-Niye bana bir abim olduğunu söylemedin? Canın Cehenneme.
Bi de artık Simon'a gıcık olmuyorum. Bu kadar.
Hoşçakalın.