5/10
·136 syf.··
2024 75. kitabı
Kendine Ait Bir Oda Kadınlar...hayattaki konumu, görevleri, hakları, alanları, davranışları , kararları, neleri yapıp neleri yapamayacağı gibi daha pek çok konuda hakkında "nedense" en çok erkeklerin konuştuğu ve hüküm verdiği varlıklar... Bir feminist değilim hiç bir zaman da olmadım ve olmayı da düşünmüyorum... Hayatı şahsi olarak değerlendirme şeklim "insan" odaklı, yani her türlü mağduriyeti ve kazanımı kategorize etmeden genel açıdan düşünmeyi tercih ediyorum. Fakat kadının, fiziksel ve kültürel anlamdaki pozisyonundan dolayı doğal olarak pozitif bir ayrıma gitmek mecburiyetinde kalıyorum. Bir toplumu en fazla etkileyen kişilerin tarih boyunca felsefeciler ve din adamları olduğunu düşünmüşümdür. Bu iki grubun genel olarak güçlü temsilcilerinin erkekler olduğunu göz önüne aldığımızda ben her ikisinin de kadın hakkındaki düşüncelerinin ve yargılarının pek çoğunu maalesef hakkaniyetli ve sağlıklı bulmuyorum . Yine kadının şu an ki geldiği pozisyonu da asla sağlıklı ve fıtri bulmayan bir kadın olarak bunun en büyük nedeninin erkekler olduğunu düşünüyorum. (Bu arada iyi ki feminist değilim olsam ne olurdu kim bilir) Evet kadınlar günümüzde her anlamda daha "güçlü ve aktif" ama gerçekten mutlu mu? Bence kadının geldiği noktada, bu soru tüm toplumu ilgilendiren, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken gerçek bir soru. Bu konu hakkındaki düşüncelerimi bir iki kelamla anlatamayacağım aşikâr olduğu için son bir tespitle noktalayacağım. Eğer insanlık, gerçekten tarafsızca ve samimiyetle Râsulûllah'ın kadına bakışını ve yaklaşımını anlayabilseydi, İlâhi sistemin kadının varlığını, ilk önce bir "insan" olarak tandığını, muhatap aldığını bilir ve bu perspektiften değerlendirirdi ki , sanırım en hakkaniyetli eşitliği de bu bakış açısı sağlardı ve dahası bana göre yaşanan pek çok problemde çözülmüş olurdu. Virginia Woolf Yazar hakkında kısaca; "Bütün dünya benim ülkem" Diyen Woolf'u, bana göre en iyi bu cümlesi anlatıyor. Hayatı pek çok mağduriyetlerle geçmiş bir kadın olarak Woolf'un sınırları reddeden bu cümlesinin perde arkasında, kendisini herhangi bir yere ait hissetmeme duygusunu çok net okuyabiliyoruz.Yazar yaşadığı trajik ve çalkantılı hayatının sonlarında bir evlilik yapıyor. Bu evliliğin aslında yolunda giden bir birliktelik olduğunu bıraktığı son mektubundan anlıyoruz. Fakat belli ki bu birliktelikte Woolf'un içinde hissettiği huzursuzluğu gideremiyor ve 59 yaşındaki yazar gittikçe artan bu ruhsal bunalıma daha fazla dayanamayıp, eşine bir mektup bırakarak 28 Mart 1941 tarihinde evlerinin yakınında bulunan Ouse nehrine ceplerini taşlarla doldurarak atlayıp intihar ediyor. Kitap hakkındaki düşüncelerime gelirsek; "Siz kadın yazarlar olarak neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?" Aslında bakarsak, yazarın bu eserinin çıkış noktası bu soru diyebiliriz. Kadının evrensel olarak yaşadığı sorunların coğrafya ve kültür fark etmeksizin birbirine benziyor oluşunu Woolf' un bu eserinde net bir şekilde görebiliyoruz. Üretmek, yetenekli olduğu alanda kendini gerçekleştirmek isteyen zeki bir kadının gözünden, yaşadığı haksızlık ve adaletsizliklerin çok net bir şekilde altını çizilmiş olduğunu görüyoruz. Virginia eserinde sadece kendi yaşadıklarına değil evrensel anlamda da kadınların sorunlarına değinmiş. Evet tüm düşüncelerine katılmamakla birlikte yazarın yaptığı gözlemleri, tahlilleri ve tüm bunların sonucunda eleştirilerinin isabetli olduğu inkar edilemez bir gerçek. Okurken düşündüren ve akıcı bir dille kaleme alınan bu kitabı bana göre sadece kadınlar değil erkeklerin de okuması gerektiğini düşünüyorum.
Edebiyat
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202448,2bin okunma
·
75 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.