Biz iki âlemde, olaylar âleminde ve onların sembolleri âleminde yaşıyoruz. Kendimizi ve benzerlerimizi tanımak için, hem müşahadeyi hem de ilmi abstraksiyonları kullanıyoruz. Fakat bazen, abstre ile konkreyi birbirine karıştırdığımız oluyor. O zaman hadiseleri, semboller gibi mütalaa ediyoruz. Ferdi, insana karıştırıyoruz. Terbiyecilerin, hekimlerin ve sosyologların hatalarının çoğu, işte bu karıştırmadan ileri geliyor.
Bütün dinler, oruç üzerinde ısrar etmişlerdir. Gıdadan mahrum kalmak, önce açlık hissini duyuruyor. Bazen sinir bozukluğu ve daha sonra zayıflık hissi veriyor. Fakat aynı zamanda, çok daha önemli bazı gizli fenomenleri de tayin ediyor. Karaciğerdeki şeker, deri altındaki yağ depoları, kaslardaki, guddelerdeki, karaciğer hücrelerindeki proteinler harekete geçiyor. Bütün organlar, iç muhitin ve kalbin bütünlüğünü korumak için kendi maddelerini feda ederler. Oruç dokularımızı temizler ve değiştirir.
Egzersiz yapılmazsa tıpkı kaslar gibi zekâ ve ahlak duygusu da şoke olur. Gayret kanunu, organik durumların sabitliği şüphesiz, yaşaması için zaruridir.