firûze

5/10
·110 syf.··
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 23:31
Eser Albert Camus 'ün edebiyat dalında kaleme aldığı en önemli eseriymiş.Oldukça kısa bir roman olmasına rağmen beni fazlasıyla düşündürdüğünü söylemeliyim.Yazar tüm olayları romanın baş kahramanı Meursault'un gözünden dile getirmiş. Kayıtsız,inançsız,duyguları mekanikleşmiş,toplumsal kurallara karşı ilgisiz hâli ile hem kendisine hem hayata karşı yabancılaşmış bu adam hakkında olumsuz şeyler düşümemek imkânsız olsa da ben onun dürüstlüğünden oldukça etkilendim. Tüm ilişkilerinde kurduğu diyalogları ve davranışları öyle şeffaf ve personasızdı ki bu durumun hiçliğe düşmüşlüğün boşvermişliğinden mi yoksa kendine has kurduğu bir ahlâk yasasından mı kaynaklandığına karar veremedim. Belki de Meursault böyle davranarak zorlama nezaket gösterilerine, yapmacık samimiyetlere, sahte dindarlara, kısacası söylemleri ile eylemleri arasındaki çelişkilerini farkettiği tüm sosyal ilişkilere tepki göstermiştir. Bu kısmı mecburen spoiler içerir Yazarın romanda öldürülen bir "insan" dan bahsederken Arap ifadesi kullanması düşündürücüydü (sanırım Camus sömürge Cezayir’indeki Fransız bakış açısını eleştirmiş) bundan daha düşündürücü olanı ise mahkemede hâkimin ve savcının önemle vurguladıkları suçun, somut bir cinayetle değil Meursault'un annesinin cenazesindeki mesafeli ve duygusuz davranışları üzerinden şekillenmesiydi. Hikâyenin sonunda bu donuk ve kayıtsız adamın hücrede bir papazla yaptığı görüşme sırasında yaşadığı katarsis çok ilgi çekiciydi ve bence bu patlama aslında onun duygu ve düşünce dünyasına dair pek çok perdeyi de aralıyordu. Anlamsızlık rüzgârında savrulan Meursault'un hikâyesine,zihnimde Soren Kierkegaard da "Ölümcül Hastalık Umutsuzluk" eseri eşliğinde dâhil oldu.Sonuç olarak okudukça hayata ve varoluşa dair sorularına cevap bulamadığı için boşluğa düşen ruhların
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Reklam
Bir Varoluş Çığlığı...
6/10
·296 syf.··
2026 11. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 22:53
Mustafa Merter 'in eserine isim olarak tercih ettiği Hekaton: Yunan mitolojisindeki Titanlardan Gaia ile Uranüs'ün elli başlı yüz kollu oğullarının temsiliymiş. Merter, kendi ifadesiyle, planlı bir şekilde yürütülen "aileyi ifsâd etme ve insanlığı yeniden yapılandırma projesini" bu figürle sembolize ediyor ki, günümüz dünyasına baktığımızda bunun yerinde bir benzetme olduğunu görüyoruz. Son zamanlarda kadim değerlere ve dini öğretilere küresel ölçekte açılan aleni bir savaş söz konusu. Pek çok koldan itibarsızlaştırılan manevi, ahlâkî, dinî kurallar ve kavramların maalesef toplumun değer yargılarına büyük ölçüde zarar verdiği inkâr edilemez bir gerçek. Merter eserinde kişisel haklar ve tercihler konusunda özgürlük adı altında manipüle edilen toplumun karşı karşıya kaldığı büyük tehlikelere dikkat çekiyor ve "Bireysel kararlar başkasına fiziksel zarar vermediği sürece her türlü davranış mübahtır" şeklindeki popüler söylemlerin, aslında toplumu nasıl bir uçuruma sürüklediğini, çarpıcı örnekler ve bilimsel araştırma sonuçlarıyla anlatıyor. Özellikle tüm dünyaya eş zamanlı pompalanan cinsiyetsizleştirme, cinsiyet değiştirme, eşcinsellik gibi daha pek çok projenin görsel medya üzerinden özendirilip, meşrulaştırılarak daha tehlikelisi de normalleşmesini sağlayarak durumun gençler ve çocuklar üzerinde oluşturduğu yıkıcı etkilere dikkat çekiyor. Kitabın son bölümünde Merter, bir psikoterapist olarak uzun yıllar yurt içinde ve yurt dışında edindiği tecrübelere dayanarak bu kitlesel erozyonun boyutlarını analiz ediyor ve hızla büyüyen bu tehlikelere karşı uygulanabilecek somut çözüm önerileri ve tedbirler sunuyor. Bir uzman gözüyle altı çizilen ve acilen farkındalık oluşturulması gereken sorunlar toplumun bir kısmı için komplo teorisi olarak algılansa da her geçen gün artan trajik
1000Kitap
Hekaton'la Son TangoMustafa Merter · Ketebe Yayınları · 20251,210 okunma
Sanat ve yalnızlık üzerine....
8/10
·72 syf.··
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 11:02
Rainer Maria Rilke ’nin, genç bir asker ve şair adayı olan Franz Xaver Kappus’a yazdığı on mektuptan oluşan Genç Bir Şaire Mektuplar , her ne kadar kişiye özel yazılsa da sanat ve edebiyatın ötesine geçerek okuru; hayatın ve insanın varoluşsal sancıları üzerine tefekküre sevk ediyordu. Mektuplarında Rilke Kappus'a edebî yönden teknik bilgiler vermez, ona bariz bir yol haritası sunmaz hatta genç şairin sorularını dahi doğrudan cevaplamaz.Rilke, ona sadece kendi iç dünyasına dönmesi için bir ayna tutar; belki de bizzat o aynanın kendisi olur. Zira ona göre sanat, çalışmakla ya da telkinle elde edilemez. Sanatçı motivasyonunu ancak içsel derinliğinden alır bu da onun kendi duygu ve düşünce dünyasını gerçek anlamda sabırla, istikrarla dinleyerek ve gözlemleyerek gerçekleşir. Rilke Kappus'a bir sanatçının rehberi olan ve içsel derinliğinden beslenen sezgi ve ilhamın ancak yalnızlık duygusuyla açığa çıkacağını vurgular ve "Sevin yalnızlığınızı" diyerek genç şairin dikkatini özellikle yalnızlık üzerine çeker. Hep düşünmüşümdür "yalnızlık" dünyaya gelirken mi yoksa çok daha önceleri mi yazgısı olmuştur insanın.Sanırım yalnızlığı, ondan korkmadan ve kaçmadan, ancak kendi sesini dinleme cesaretine sahip, kendi varlığıyla barış sağlayabilmiş insanlar sevebiliyor. Belki de yalnızlığı çoğu kişi için tahammül edilemez kılan şey, o sükûn halindeki boşlukla yüzleşmek. Esasen o boşlukta hissedilen, kişinin kendi öz benliğinden; yankılanan ses ise yine kişinin kendi sesinden başka bir şey değildir. Yani sonuç olarak insanın ürpertici ve soğuk bulduğu o duygu, aslında kendi özüdür. Okurken, Rilke gibi deha sayılan bir şairin kendisine ulaşan bir gence gösterdiği o samimi alakayı düşündüm. Tek bir cevap mektubu bile büyük bir lütuf sayılacakken; içten ve zarif üslubuna bilgece tavsiyeler eklediği, her biri
1000Kitap
Genç Bir Şaire MektuplarRainer Maria Rilke · Ketebe Yayınları · 20251,477 okunma
Bir Sufinin Günlüğü Üzerine...
7/10
·320 syf.··
2026 9. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 23:20
İçeriği kadar ismini de ilgi çekici bulduğum eser " Gölgeler Koridoru " adını Furkan suresindeki "Rabb'inin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi?" ayetinden almış. Amerika'da psikoloji alanında akademik çalışmalar yapan Muhyiddin Şekur , bu kitabını tasavvufa giriş serüvenini anlattığı anı-günlük şeklinde yazdığı " Su Üstüne Yazı Yazmak " adlı eserinin devamı niteliğinde kaleme almış. İlk kitabını büyük bir keyifle okuduğum ve inanç yolculuğunu kıymetli bulduğum yazar,bu eserini de günlük tarzında yazmış.Şekur,Müslüman olduktan sonra hem enfüsî hem de afaki dünyasındaki değişim ve dönüşümleri gözlemlerken, bu tecrübelerini bizimle samimi üslubuyla paylaşmış."Su Üstüne Yazı Yazmak" daha çok içsel yolculuğundan yansımalar içerirken bu eserinde yazarın bir Müslüman olarak sosyal ve evrensel sorunlara dair tecrübelerine ve duruşuna da şahit oluyoruz. Tasavvuf, taliplileri için özel bir yaşam disiplinidir. Öğretileri gereği bu yaşam tarzının kendine özgü zevki ve büyülü bir keyfiyeti olduğu gibi, mânevî anlamda ciddi tehlikeler de barındırdığını görürüz.Malesef ki mâkam hırsı ve nefsin daha pek çok oyunu bu yolun taliplileri için derin uçurumlar gibidir. Kıymetli yazarın bu yolda karşılaştığı zorlukları ve tecrübe ettiği olayları kaleme alırken hadiseleri bir tasavvuf ehli olarak irfâni nazarla değerlendirip diğer taraftan bir psikolog olarak analiz ediyor oluşu eserin en dikkat çekici kısımlarıydı diyebilirim. Kitabın beni en çok sarsan ve etkileyen bölümü ise Şekur’un savaş esnasında ve sonrasında yaşanan zulümlere duyarsız kalmayarak Bosna-Hersek ve Hırvatistan'a gerçekleştirdiği ziyaretlerde yaşadığı olaylar ve şahit olduğu trajedilerdi. Tasavvufa dair düşüncelerini ve bu yolda gösterdiği samimi çabalarını takip etmeye çalıştığım Muhyiddin Şekur benim için,yaşadığı her hadisenin arkasında
1000Kitap
Gölgeler KoridoruMuhyiddin Şekur · Sufi Kitap · 2012586 okunma
Zirveye dair bazı mülahazalar...
8/10
·336 syf.··
2026 8. kitabı
·
58 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 22:15
İslam düşünce tarihinin en temel metinlerinden biri olan Günümüz İnsanına Fususu'l-Hikem 'in kelime anlamı "Hikmetlerin Yuvaları" dır. İbnü'l Arabî bu eserin Peygamberimiz tarafından, manevî bir işaret ( rüya /müşahede) yoluyla kendisine emanet edilen bir hediye olduğunu ve bu nedenle de eserin müellifi değil mütercimi sayıldığını özellikle vurgular. Esere, kısa bir girizgahtan sonra "Kelime-i Âdemî’deki İlâhî Hikmet" bölümüyle başlayıp yirmi yedi peygamberin hususî varoluş hikmetlerini anlatan Muhyiddin İbn Arabi son olarak "Kelime-i Hz Muhammed'deki İlâhi Hikmet" bölümüyle bitirir. Kronolojik bir sıra takip etmeden her Peygamberdeki tecelli ve özellikleri farklı bir açıdan yorumlayan İbn Arabî bize aktardığı bu hikmetlerle pek çok konuda bambaşka bir anlayış ve hissediş imkânı sağlıyor. Aklı meâşla anlaşılması imkân dahilinde olmadığını düşündüğüm mevzuları, hakkını vererek hissedip kavrayamasam da bana metafizik alanda farklı bir görüş keyfiyeti kazandırdığını rahatlıkla söyleyebilirim. Eser için İbn Arabî 'nin bakış açısıyla baştan sona hassaten Tanrı -insan ve insan - kozmik âlem ilişkisi çerçevesinde inşa edilmiş bir sistemin (Vahdet-î Vucûd) açıklaması ve peygamberler üzerine sıradışı bir inceleme diyebilim. "Tanrı- insan-varlık" hakkında benzer konular üzerine sorular hep olmuştur ve her düşünür kendi ilmî müktesebatı ölçüsünce bu sorulara cevap bulmaya çalışmıştır. İsabet etsin ya da etmesin şahsen bu çaba ve çalışmaları, içerdiği konular bakımından çok değerli buluyorum. Her fikrine ve teorisine katılmasak da ( bazen bu durum anlayamamak yada anlamlandıramamakla ilgili olabiliyor) düşünce dünyamıza bambaşka ufuklar kazandırdığını düşünüyorum. Çok hacimli olmamasına rağmen, aynı konu hakkında farklı isimleri açıklarken birbirine tezat teşkil eden düşüncelerini anlamaya çalışmaktan, ayrıca
1000Kitap
Günümüz İnsanına Fususu'l-HikemMuhyiddin İbn Arabi · İnsan Yayınları · 20201,329 okunma
Reklam