8/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2024 101. kitabı
Ümit Akçay gibi eleştirel ekonomi yazarlarını okumayı seviyorum. Politik düşüncesi ve akademik birikimiyle Türk ekonomisinin geçmişten bugüne geldiği süreci özetliyor. Maalesef Ümit hoca gibi akademisyenlerin fikirlerinin dikkate bile alınmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Daron Acemoğlu'nun Nobel aldığını da gördük yakın zamanda. Ümit Akçay bu kitapta "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi"ne geçişle yaşanan ekonomik süreci işliyor. Tabii bunu yaparken 2002-2013 ve 2013-2018 arası yıllarda yaşananları da okuyucu ön bilgi olarak veriyor. Neden 2013 yılına kadar AKP başarılı olarak addedildi. Kitapta ilgimi çeken satır başlarından kısa kısa bahsetmek istiyorum. Özellikle kitabın başındaki sorduğu soru çok önemli. "Cumhurbaşkanı Erdoğan için her şey yolunda gidiyor olsaydı, 2018 yılında Türkiye'de bir siyasi rejim değişimi yaşanır mıydı? Başkanlık sistemiyle ekonomik krizin ilgisi var mı? 2021 yılında enflasyon zaten yüksekken neden faiz indirimine gidildi? Yoksa faiz indirimlerinin esas amacı enflasyonu patlatıp reel ücretleri düşürmek miydi? Faiz indirimleri liyakatsiz kadrolar nedeniyle mi yapıldı? Ya da enflasyon beceriksiz yöneticiler nedeniyle mi düşmüyor? Madem 2023'te faiz arttırılacaktı, 2021'de neden düşürüldü? Nasıl oluyor da zıt yöndeki ekonomi politikaları aynı iktidar tarafından uygulanabiliyor ve bu büyük bir tepki yaratmıyor?" --> AKP iktidarı ilk başlarda özel sektörü dizayn etmeye ve kendisine biat etmeye çalıştı ve bunu da başardı. Ama değişmeyen bir şey varsa o da şu: Özel sektörün kârlılığını garanti edecek politikalar uygulamaya devam ediyorlar. Baskılanan ücretler, ertelenen vergiler, paylaşılan rant, hukuki zemin... --> 1980 darbesinden bu yana Türkiye'de reel ücretler baskılanmaya devam ediyor. Türkiye'de sendikalaşma oranı 2001 yılında %29,1 iken 2015 yılına gelindiğinde %6,3'e gerilemiştir. Sendikilaşmanın bu kadar azalmasının politik etkisi nedir? Toplumsal hareketlilik ve tepkiler azalmaya başladı. Geniş toplum kesimlerinin iktidar blokunu etkileyebilme kanalları büyük ölçüde sınırlanmıştır. --> AKP özellikle ilk on yıllık iktidarında kentlerde yarattığı rantı kendi yandaşları kadar, toplumla da paylaştı. Gecekondu sahipleri, apartman sahibi oldu. Artan konut stoku, artan fiyatlar her kesimi olumlu anlamda etki etti. Ev sahiplerinin evleri daha da değerlendi. Kiracılar ev sahibi oldu. Müteahhitler ultra zenginleşti. Tabii bu tablo 2013 yılından itibaren tersine dönmeye başladı. Rant iştahı azalmadığı için konut stoku gereksiz yere arttı, sürekli kredi pompalanarak konut satışları desteklendi. Ve gelinen noktada konut fazlası olmasına rağmen, insanlar artık krediyle bile ev alamayacak duruma geldi. --> 2001 krizine gidilen süreçte eğer finansal enstrümanlar bugünkü kadar zengin olsaydı belki Türkiye'nin siyasi geleceği daha farklı olabilirdi. AKP iktidarının en büyük şansı şu: "Tüketici kredisi, konut kredisi, ihtiyaç kredisi ve otomotiv kredisi gibi farklı kredi türlerinin beyaz ve mavi yakalı işçilere kadar ulaşmasıyla geniş toplum kesimleri finansal sistem tarafından içerildi. Bu sayede, reel ücretler anlamlı bir şekilde artmasa bile borçlanma olanaklarının artması ve değerli TL sayesinde tüketim kalıpları genişleyen işçi sınıfının farklı kesimleri, nispi bir geçici refah dönemi yaşamıştır." Geçmişi ve bugünü anlamak adına Ümit Akçay'ın bu kitabı okunması kolay ve bilgileri tazeleyen yapısıyla ilgi çekiyor.
Ekonomi
Krizin Gölgesinde En Uzun Beş YılÜmit Akçay · Doğan Kitap · 202417 okunma
·
134 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.