Gönderi

Su beden için ne ise; amaç da zihin için odur.
9/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2024 12. kitabı
İngiliz yazar John Robert Fowles'in 1963 yılında yazdığı bu roman o döneme dair izleri taşımakla birlikte psikolojik açından 2 karakteri kendi gözünden ayrı ayrı konuşturarak sizi içine alan, savuran bir roman. Önce Ferdinand'ın gözünden sonra da Miranda'nın gözünden okuyorsunuz olup bitenleri. Sonu istediğimiz gibi bitmese de konuya dair tutarlılığı bozmamış bence Fowles, tam da Ferdinand'ın kişiliğine uygun bir son oldu. Son sayfaya kadar onun içindeki katılığı, kötülüğü ve tasarıyı görebiliyorsunuz. Huylu huyundan vazgeçmiyor ne yazık ki... Hatta Miranda'yı ilahi bir hayranlık içinde sevdiği için düşlediği kadar kötülük yapamadı ona. Bir sonraki kurbanı için gerçekten daha çok endişeleniyoruz kitabı bitirirken. Miranda'nın yazdıklarını okurken onun ne kadar büyüdüğünü, hayat dolu olduğunu, şaşırtıcı bir biçimde (kendi dilinden de) Ferdinand'a ne kadar iyi davrandığı ve onunla ne kadar iyi geçindiğini görüyoruz. Özgürlüğün, sanatla ve hayat arasında ilişki kurmanın ne kadar önemli olduğunu, bir şeyi anlamaya çalışmanın, kadınların gözünden erkekler hakkında bazı değişmez mitler üzerine düşünmemizi sağlıyor. Miranda atom bombasının yarattığı tahribattan, insanların fikirlerini içeriği kötü de olsa savunmasının ne denli etkili olduğundan, açlıktan toprak yiyen çocuklardan, onun gibi ressam olan ama ondan 21 yaş büyük hoşlandığı G.P.'den bahsediyor odada yazdığı günlükte. Roman Ferdinand'ın konuştuğu kısımdan sonra Miranda kısmında genişliyor bambaşka bir noktaya gidiyor edebiyat yazımı konusunda. Fowles'in yeteneğinin Miranda kısmında zirve yaptığının altının çizmek gerekiyor burada. Ayrıca romanın psikolojik yönünü de gözardı etmemek gerek. Bazı simgeler yoluyla anlatım güçlendirilmiş. Ferdinand'ın üst kata çıkıp rahatlaması sonra tekrar aşağı inip kötülüğe devam
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma
·
48 Gösterim
2 Yorum
Mert Ergene
Gönderi Sahibi
Tartışma ilerledikçe, Amerikalıdan hoşlanmaya başladıklarını fark etmiş bizimkiler. Çünkü kendi görüşlerine var gücüyle inanıyor ve dürüst davranıyormuş. Bunu tek düşünen benim arkadaşım değilmiş, ötekiler de sonradan aynı fikri paylaştıklarını söylediler. Gerçekten önemli olan tek şey insanın inandığını hissetmesi ve yaşamasıdır; yeter ki bu, yalnızca kendini rahatlatacak basit bir inanç olmasın. Arkadaşım kendini Amerikalı çavuşa, yürüyüşleri boyunca sırıtarak onları seyreden budalalardan daha yakın hissettiğini söylemişti. Futbol gibi. İki takım da birbirlerini yenmek için oynarlar, karşı takımdan oldukları için ötekilerden nefret bile edebilirler; ama biri gelip de futbolun aptalca olduğunu veya zaman harcamaya değmediğini söylerse, bu kişiye karşı birlik oluştururlar. Önemli olan bir şeyler hissetmektir. Anlayamıyor musun?" sf.138 Gerçekten de anlayamıyordu Caliban. Onun duyguları yoktu. Hatta ne olursa olsun romanın sonuna kadar karşı tarafı suçlama eğilimini sürdürdü. Miranda'nın başına gelenlerin onun sayesinde olduğunu söyledi. Kendini temize çıkardı. Ne büyük kötülük. Caliban, Miranda'nın başına gelen her şeyin tek sorumlusu oysa.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.