·158 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Ağustos 2024 18:11 Üniversiteden mezun olup harıl harıl sınavlara çalıştığım ve sonrasında atanıp mesleğime başladığım o ilk zamanlarımı hatırladım da, insan her ne kadar teori ve pratik olarak yapacağı mesleği az da olsa deneyimlese de; hayata atılıp bilinmeyen bir mücadeleye girişmesi ve o ilk tecrübesiz haliyle korku, endişe, yanlış ve hatalara bulanması kaçınılmaz oluyor.
Zaten bizleri tecrübeli ve en iyi halimize getiren şey de hata ve yanlışlardan çıkardığımız dersler değil midir?
Hikayemiz üniversiteden dereceyle mezun olan Dr. Bomgard'ın ücra bir yere atanmasıyla başlıyor. En büyük korku ve çekincelerinden biri olan şehirden uzak bir yere atanıp tek başına sorumluluk alması ve hiç bilmediği vakalara, bilinmezliklere atılması kahramanımızın belki de en büyük korkusu oluyor. Ve tabiki korktuğu başına geliyor. Özellikle de bazı vakalar var ki bunların olmaması için ne sancılar ne ızdıraplar çekiyor.
Özellikle taşradayken en büyük dileği ters doğum vakasıyla karşılaşmamak olan Dr. Bomgard eninde sonunda bu vakayla karşılaşıyor. Her ne kadar önüne gelen türlü türlü vakaları çözme de başarılı olsa da bunu kendi deneyim ve tecrübeleriyle bir şekilde üstesinden geliyor. Tabi bu kolay olmuyor; çünkü bir yandan farklı farklı vakalarla uğraşırken bir yandan da halkın batıl inançları, cehaleti, laftan anlamayışlarıyla uğraşmak zorunda kalıyor. Hastaların tedaviyi kabul etmemeleri, bazı durumlarda ameliyatlardan kaçınmaları, kontrolsüz ilaç kullanımı işleri bazen çığrından çıkarıyor.
Coğrafyalar farklı olsa da cehaletin ve ilimden uzak oluşun insanları getirdiği nokta hep aynı malesef ki.
Mihail Bulgakov'un doktor oluşunun yanı sıra iyi de bir yazar oluşu kaleminin ne kadar sağlam olduğundan belli oluyor. Hatta kitabın bir bölümünde yanlış bir meslek seçimi yaptığından, aslında yazar olması gerektiğinden bahsederek yazarlık yönüne vurgu yapıyor. Yazarımız başından geçen olayları birbirinden farklı dokuz hikayeyle bizlere güzelce aktarıyor.
.
.
.
"Aynaya bakıyorum da geçen yılın bıraktığı izleri görüyorum yüzümde. Gözlerim daha sert, huzursuz bakar olmuş, ağzım da daha kendinden emin.."
"İnsanın aslında pek az şeye ihtiyacı vardır..”
"Bir yıl daha geçti, yeni bir yıl daha geçecek ve bu da geçen yıl gibi bir yığın sürprizle dolu olacak. Demek ki öğrenmeye boyun eğmek gerekiyormuş."
“Fakat okumak, okumak ve daha çok okumak gerek…”
"Bekleyin, sabırlı olun, zaman ne yapılması gerektiğini gösterir."
.
.
.