Bu eserde de diğer tüm eserlerde olduğu gibi zeki ve bir o kadar da kibirli dedektifimiz Hercule Poirot, dünyayı kasıp kavuran bir grubun kıskacı altındadır. Öyle bir grup ki bu dünyada yollarına çıkan herkes sebebi açıklanamayan ve katili bulunamayan cinayetlere kurban gitmiştir. Bu cinayetlerin peşine düşen Poirot’a bunları aydınlatmasında eski arkadaşı Hastings yardımcı olmak üzere onunla işbirliği yapma kararı almıştır. Aynı zamanda Hastings kitabın anlatıcısı konumundadır. İyi taraftakiler ne kadar iyi oynarsa oynasın, kötüler her zaman bir adım öndedir kitapta. Sonunda kimin mat olacağı ise merak konusudur. Hercule Poirot, Büyük Dörtler’in zekice kurgulanmış her planını kendi dehası ile alt üst etse bile, çetenin kirli çamaşırlarını bir türlü ortaya çıkaramadığı gibi hayatı her geçen gün risk altına girmektedir. Sadece kendi hayatı değil en yakınında ona yardım eden Hastings ve diğer sevdikleri de risk altındadır. Bu durumda Poirot’un yapabileceği iki şey vardır: Ya çok dahice bir planla, sevdiklerini de riske atmadan onları çökertmenin bir yolunu bulmalı yahut gözünün önünde gerçekleşen cinayetlere, tehditlere ve maceradan ve gizemli olaylardan uzak kalamayan meraklı kişiliğine rağmen olaylardan el çekmeli ve Büyük Dörtler’in yolundan çekilmelidir. Ama dünyayı nükleer güçler ve paranın gücü başta olmak üzere çeşitli güçler ile avuçları içine alıp istedikleri gibi diktatör bir rejim kurmak isteyen bu büyük isimleri gerçekten durduracak bir ‘kahraman’a ihtiyaç vardır. Kibirli ama bir o kadar da şöhretinin hakkını veren Poirot, o kahraman kendisi olmak istemektedir.
Kitabı genel olarak beğendim. Oldukça akıcı ve merak uyandıran bir kitaptı. Bazı olayların ve cinayetlerin kurgulanış tarzı gerçekten özgündü. Ancak kitapta zayıf gördüğüm noktalarda oldu. Kitap normal polisiyelerden farklı olarak oldukça kısa ve öz hale getirilmişti. Uzun mekan ve kişi tasvirleri, ruh hali tahlilleri, uzun uzadıya olayı çözmek için çabalamak, parçaları birleştirmek için sayfalarca beklemek gibi detaya girmiyordu. Bir olay oluyor ardından da o olayın nasıl olduğu anında karakterler tarafından çözümlenerek sonuca ulaşılıyordu. Kitapta olayların hazırlık aşamaları veya kişilerin özel hayatları hiç irdelenmeksizin sadece olayın kendisi ve sonrasında yaşanan akıl yürütmeler zinciri yer alıyordu. Bu aslında bir zayıflık olmaktan ziyade Agatha’yı diğer polisiye yazarlardan ayıran bir imza gibi oldu diyebiliriz. Kitapta olumsuz bulduğum bir nokta, Poirot’un kusursuz dehasıydı. Kitabın amacı kısa ve öz olmak olsa ve Hercule cidden zeki bir insan olsa bile bazen olayları bir dakika bile düşünmeden kanıt toplamadan anında çözmesi ve hepsinin de ‘bingo!’ doğru çıkması biraz sıkıcı bir hal almaya başlıyordu. Üstelik kitabın sonunda sorunlar o kadar saçma ve oldubitti çözüldü ki neredeyse o tüm sayfalarca sorunun çözümü son yarım sayfaya sığdırılmıştı.
Eğer uzun, detaylı ve klişe bir polisiye okumak yerine daha Sherlockvari, kısa ve maceralı bir polisiye okumak isterseniz Agatha Christie okuyun derim. Bu eseri de okuyabileceğiniz hoş bir eseridir Bay Poirot’un maceraları arasında. Herkese bol kitaplı günler dilerim. :)