HAYATIN VE HAYATTAKİLERİN SAHTELİĞİNE TUTUNAMAYANLAR...
7/10
·724 syf.··
2024 21. kitabı
·
67 günde okudu
·
Okunma: 29 Ekim 2024 07:09
"Bir kere doğduk, yaşayacağız." demişti, Selim Işık. Madem yaşayacağız mecbur bir şeylere Tutunacağız... En çok alıntısı yapılan kitap olmakla beraber, en çok yarım bırakılan kitaplar arasında birinci sırada. Kasvetli, ağır, konudan konuya atlayışı, dili ağır gelse de okuduğum hiçbir kitabı yarım bırakmadım bugüne kadar. Ağır derken, sadece biçimsel ve üslup olarak değil, içeriği bakımından da ruha fazlasıyla ağır bir kitap. Zaten kitap hakkında bir alıntıda şu geçiyordu: 'Kan ter içinde uğraşarak tutunmaya çalıştığımız bu dünyanın pisliği içinde, gerçek bir mücadelenin küfür ve leş kokan hikâyesini bulacaksın bu kitapta.' Bir kere başladık, bitireceğiz. :) Kitabı okuyup, yarım bırakanlara "beter olun" derdi, yaşıyor olsaydı Selim Işık... Hikayenin sonu başta verilip konunun şahısların sürekli değiştiği, zaman kavramı dahi insanın kafasını karıştıran bir kitap. Kitabın kahramanı Turgut Özben, yakın arkadaşı Selim Işık'ın ani intihar haberi ve ondan gelen bir mektupla başlar olay örgüsü. Onun günlüğünü, şiirlerini, hatıralarını okuyarak ve onu tanıyan herkesten bir parça dinleyerek arkadaşını daha yakından tanımak ve neden intihar ettiğini anlamak için böyle bir yolculuğa çıkar Turgut. Okudukça Selim'in nasıl bir ruh hali içinde olduğunu, içine kapanıp nasıl yalnızlaştığını, yaşadığı çağa ve insanlara nasıl ayak uyduramadığını, ruhunun nasıl can çekiştiğini okuyucuya hissettirecek kadar iyi anlatmış. "Çok konușuyorum kendimle bugünlerde. Ne yapayım? Başkalarının sohbetinden hoşlanmaz oldum." Selim'in hayatını okurken bu bunalımdan herkes bir parça payını alacaktır diye düşünüyorum, buna yakın arkadaşı Turgut da dahi. Zira Selim için çıktığı bu yolculukta Selim'den bir farkı olmadığını anlayacaktır ya da biz okuyucular bunu anlayacağız. Turgut da kendi kendiyle sürekli konuşmuş hatta konuştuğu bu iç sese Olric adını vermiştir. Kendini bu hayata, insanlara ait hissetmeyen herkesin iç sesi Olric. 'Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok.' demişti Selim Işık. Turgut da iç dünyasında Olric'le devam etti. Selim Işık karekterinde kendimi bulduğum birkaç yönü var, Selim'e en yakın kişilik özelliğim her söyleneni ciddiye almak, daha doğrusu çoğu şeye inanmak. "En kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. Yemeğe kal, dediler: kaldım. Oysa, kalınmaz. Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söyleneni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni... İnanmak güzel şeydir, hayır, değildir." Bu alıntı üzdü, her cümlesi ben koktu... Kitabın üslubuna gelirsek genel olarak ağır ama Selim Işık'ın sevgilisi olan Günseli'nin ağzından Selim'i duymak en sıkıcı, boğucu kısmıydı. 77 sayfa boyunca tek bir noktalama işareti konulmamıştır. Zaten kitabın genel konusu kasvetli, dil de bu şekilde ağır olunca okuyucuyu boğuyor. Ölen birinin hatıralarını aktarmak için 700 küsur sayfa başlarda çok fazla gelse de kitabın bitimine doğru okuyucu bitmesin istiyor. Kitap hakkında duygularıma gelecek olursak, onu da kitaptan bir alıntıyla bitirmek istiyorum. "Duygularımı hangi kalıba dökeceğimi bilemiyorum."... Keyifli okumalar demek isterdim ama herkesin keyfini bozacak bir kitap sanırım.
İnceleme
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
·
219 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.