Senaryosu DNA testleri öncesi dönemde yazılmış bir tiyatro oyunu.
Bir erkek kaç çoçuğu olduğunu asla bilemez diye bir espri daha doğrusu bir paranoya var.
Yakınlarda okuduğum Soren Kierkegaard 'ın Meseller kitabında da benzer bir hikaye vardı. Sadece geçmişte başından bir iki gönül macerası geçtiği için belki de bilmediği bir çoçuğu olmuştur gibi saçma bir olasılığa takılan ve delirerek gördüğü her çoçuğa kendi çocuğuymuş gibi davranan bir adamın hikayesiydi.
Kierkegaard Danimarka'lıydı, bu yazar ise İsveç'li; belki de bu bölgesel bir paranoyadır. Bizimkiler (müslümanlar) bu meseleyi haremlik - selamlık, mahrem - namahrem gibi sınırlar çizerek halletmeye çalışmışlar.
Bu sefer de cariye sorunu baş gösteriyor ama kitapta hizmetli sorunu var. Hem kitaptaki hem bizdeki çözüm şu; babalıkla itham edilen adamın iradesi esas alınıyor; çoçuğu kabul ederse sorumluluğu da üstleniyor, etmezse, benden değildir derse kadının hiç bir hakkı olmuyor, çoçuğu da yetimhaneye yerleştiriyorlar.
Bu hikayede ise böyle bir dünyada bir kadın, çocuklarının babası ve ailenin reisi olan baba figüründen yani kocasından kurtulmak için korkunç bir entrika çevirir; önce çevresindeki insanlara adamın deli olduğunu ikna eder daha sonra da adamın kendisini delirtir. Bunu da çoçukların babasının kendisi olmadığına dair imalar yaparak becerir.
Tabi bu kadının kendi çoçuğu hakkında hiç bir tasavvurda bulunmasına izin vermeyen baba'dan intikam alması diye de okunabilir ama ben okuyamam çünkü bir erkeğim.
Öyle.
Bu da kadının kocasına son sözü;
#256340884
Ve bu da Koca'nın
#256339299