Gönderi

Puan vermedi·202 syf.··
2024 3. kitabı
biz bencil yaratıklarız. amma meraklıyız ressamı doktor evsizi hırsız yapmaya. hepimiz hikayenin o çocuklu kadınıyız adama değer biçen. tezgahtarıyız çabalayıp duran adamı istediği biçme sokmak için. satıcısıyız biz hikayenin kendi doğrusunu dayatmaya uğraşan. adama mantoyu, çocuğa hayallerini vermeyiz biz. üstelik üzerimizdedir hepimizin farketmesek de o beyaz manto. yani doğduğumuz anda verilmiştir karar uymak zorundayızdır topluma çünkü değerimizi belirleyen değerleridir toplumun körü körüne inandırılırız buna aştığımız anda kimin çizdiğini bilmediğimiz ve herkesin sorgusuz sualsiz kabullendiği o çizgiyi artık deliyizdir. belki de hırsız. beyaz mantolu adam mıyız? aslında çepçevre saran her insanı yine insanın sınırları toplum topluma karşı toplum topluma düşman ve her biri ayrı dünyaların insanı kaçan sonunu bilmeden her birimiz bir beyaz mantolu adam kendini bulana dek kendinden kaçıp meçhule koşan. oğuz atay’ın korkuyu beklerken’i beyaz mantolu adamla başlıyor. beyaz mantolu adam bana mahallemizde kendi halinde gezen, hep pek buruk bakan, her baktığımda kendi halinde yürüyen, çöplerle oynayan fakat ayağından -yırtık pırtık, soluk renkli giyimine tezat- siyah deri ayakkabıları çıkarmayan abiyi getirdi. ben dahil çoğu kişinin gördüğünde adımlarını hızlandırdığı bu adam bakarsanız şu ana dek kimseye bir kötülük yapmadı. beyaz mantolu adam da yapmamıştı. çoğu kez senin duyguların da sen de yapmamıştın. ne var ki biz insanlar -sen, ben, üçüncü çoğullar…- tıpkı tezgahtarların kusurları bandajla örtüp kendilerince “doğru” forma getirmesi gibi gerçeği saklamaya da, adamın cebine para sıkıştıran herkes gibi değeri kendimizce biçmeye de; ufacık bir mantoyu, hazzı, tutkuyu, hedefi, amacı, sabah kahvesini nasıl içeceğini, başına gelen olayda ne hissedeceğini, akşam hangi sıfatla yatacağını kendimizce oturttuğumuz formlarda yaşatmaya amma meraklıyız. duyguları bastırmak, ressamı doktor yapmak, evsizi dışlamak… biz benciliz. o öyküdeki çocuğu kucağında adama “iyilikten” para veren kadın da sensin, amir de sensin, satıcı da sensin, tezgâhkar da sensin, beyaz mantolu adam da sensin. sen toplumsun. toplumun dayattıklarına uymak zorunda olan, değerini onların belirlediği, herkesin ne zaman doğruladığı meçhul o çizgiyi kaydırdığında dışlanan, o çizgiyi oluşturan, o değeri belirleyen sensin. sen, beyaz mantolu adamsın ve kendini bulana kadar hep meçhule koşacaksın. sonrasında unutulan adlı öykü geliyor. babam bana “ölüm toprağın altına girmek değil, hatırlanmamaktır.” demişti. bu aynı zamanda demektir ki birini öldürmenin en kestirme yolu: unutmak. anmamak; aklına geldikçe süpürmek hatıraları şuraya buraya, tavan arasına hapsetmek, örümceklerin beynini kemirmesine izin vermek… sonra tam öldü sanarken belki koku, kimi ses veya ışık mezar ziyareti olur. böylece mezardakileri öldürmeyiz ister istemli ister istemsizce. mezar taşları mekkeye bakmaz hep. kimi mezarın yönü tavan arasına gizli resmin tekidir ve oradan doğuverir. eskimiş resimlerden dirilir. karşında dikilir. “orada mutlu” temennileriyle şimdisini düşünemeyecek kadar yok olmalarına izin veririz. oysa şair “sonra belki birimiz öleceğiz diğerimiz hiç bilmeyecek” derken haklıdır. şehirler kadar kırgınlıklar olacak ölümün sebebi kimi ölmeden öldürecek bizdeki kendini ve her unutulan ceset unutan katil olacak mezarları farklı insanlarla örtecekler cesetler katili soneleyene kadar katiller koşabilecek yalnız arkalarına bakmadan sobelenince yapacakları titremek korkudan tozlu tavan arasındaki delikten bir yeni unutlacağın sesini duyana kadar en sevdiğim başucu kitabım olur kendileri. incelemesini yapmamak ayıp olurdu Oğuz Atay Korkuyu Beklerken
1000Kitap
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,3bin okunma
·
60 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.