·617 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Kasım 2024 20:12 NIKOLAY DOBROLYUBOV
Christine Borowec'in hazırlamış olduğu ön sözde dikkatimi çeken ve not aldığım Nikolay Dobrolyubov' a ait "What Is Oblomovism" başlıklı makaleden söz edeceğim.
Öncelikle Dobrolyubov'dan biraz bahsetmekte fayda var. Geleneksel ve Romantik edebiyatı reddeden radikal bir faydacı eleştirmendir kendisi. Bir rahibin oğlu olan Dobrolyubov, bir ilahiyat okulunda ve bir pedagoji enstitüsünde eğitim gördü. Hayatının erken dönemlerinde gelenekçiliği reddetti ve idealini Batı bilimi tarafından temsil edilen ilerlemede buldu. Dobrolyubov, 1856'da etkili bir liberal süreli yayın olan Sovremennik'e katkıda bulunmaya başladı ve 1857'den ölümüne kadar bu derginin baş eleştirmeniydi. Radikal aydınlar arasında Vissarion Belinsky'den sonra belki de en etkili eleştirmendi; asıl kaygısı edebiyattan ziyade hayatın eleştirisiydi. En çok “Oblomovizm Nedir” denemesiyle tanınır. Makale, Ivan Gonçarov'un romanındaki Oblomov karakterinin temsil ettiği fenomeni ele alıyor. Dobrolyubov "Oblomovizm" terimini, Rus yaşamı ve edebiyatının gereksiz adamı için bir isim olarak kurdu.
OBLOMOVLUK NEDİR?
"Şu gücü sınırsız "İleri!" sözcüğünü Rus ruhunun dilinde söyleyebilecek adam nerde? Yüzyıllar yüzyılları izliyor ve yarım milyon tembel, mıymıntı
insan büyük bir uyuşukluk içinde pinekleyip duruyor; Rusya'da şu gücü sınırsız sözcüğü ağızlayabilecek adam pek ender çıkıyor doğrusu."
(Gogol)
On yıl boyunca büyük merakla beklenen Oblomov kitabı hakkında tartışmalar, daha kitap yayımlanmadan önce başladı. Çünkü sıradışı bir eserin bizi karşılayacağı biliniyordu. Derken kitap çıktı ve hepimiz alabildiğine büyük beklentilerle
okumaya giriştik. Bu arada romanın 1849'da yazılan ve yaşadığımız günlerin ilgilerine epey yabancı olan ilk bölümünü pek çok kişi sıkıcı bulmuştu. Pek çok kişi için Oblomov ikinci planda kaldı; hatta Bay Gonçarov'un romanında inanılmaz bir incelik ve derinlikle verilen ruhbilimsel çözümlemeleri çoğu kişi bıktırıcı bulmaya bile başladı. Romanda ilk ağızda sürükleyici bir konuyla karşılaşmayı seven okur kitlesi Oblomov'un ilk bölümünü bıktırıcı buldu, bölümün başında kendisini yatar gördüğümüz divanında bölümün sonuna dek yatışını sürdürüp duruyordu. Oblomov'un bu ilk bölümünde ülkemizin(Rusya'nın) resmî-toplumsal hayatına hiç değinilmeyişi, okudukları romanlarda birtakım toplumsal ayıpların kınanmasından hoşlanan okurların keyfini
kaçırmıştı. Kısacası romanın ilk bölümü çoğu okur üzerinde pek hoş sayılamayacak bir etkide bulundu. Romanın yalnızca ilk bölümünü değil,
bütününü başarısız bulanlar da az değildi, en azından edebiyatı bir eğlence olarak gören ve bir edebiyat eserini ilk izlenimlerine göre değerlendiren bizim toplumumuzda... Ne var ki, bu kez gerçek sanat kendi sözünü söylemekte gecikmedi. Romanın sonraki bölümleri, ilk bölümden hoşnutsuz olanların bu duygularını silip attı ve Gonçarov'un yeteneği, karşı konulmaz
güçteki etkisiyle, onda böyle bir yeteneğin bulunduğuna en az inanan insanları bile büyüledi.
Gonçarov yeteneğini nereye harcamış, neyi dile getirmede kullanmıştır? Romana seçilen konunun kendisidir bu sorunun yanıtı, romanın içeriği...
Aslında, görünüşe bakılırsa, Gonçarov pek de geniş bir alan seçmemiştir kendisine. Oblomov denilen temiz yürekli bir tembelin divanında nasıl yatıp durduğu, ne dostluğun ne de aşkın bu tembelde bir silkiniş sağlayabildiği gibi bir öykünün önemli denilebilecek hiçbir özelliği yoktur. Gel gelelim bu öyküde Rus hayatı yansıtılmış, neredeyse acımasız denilebilecek bir doğruluk ve kesinlikle canlı, çağdaş bir Rus insanı canlandırılmıştır; toplumsal gelişmemizin gündeme getirdiği yeni bir söze yer verilmiştir sonra: Umutsuzluğa ya da çocukça umutlara kapılmadan, açık, kesin bir biçimde ve gerçeği bütünüyle algılamış olarak... Bu yeni söz: Oblomovluk'tur. Rus hayatına ilişkin pek çok bilmecenin çözümünde anahtar görevi gören bu söz, Gonçarov'un romanını, toplumsal ayıpları açığa çıkarıp şiddetle kınayan bütün öteki romancılarımızdan çok daha önemli kılıyor, ona toplumsal yönden diğerleriyle kıyaslanamayacak bir değer kazandırıyor. Ve biz böylece Oblomov tipinde ve genel olarak bütün oblomovlukta, güçlü bir sanatçının başarıyla yarattığı sıradan bir öyküden çok daha fazlasını, Rus hayatını, günümüz Rusyası'nın eğilimini buluyoruz.
OBLOMOV'UN KARAKTERİ ÜZERİNE
Dünyada olup biten her şeye karşı duyumsamazlığından kaynaklanan tam bir
eylemsizlik, hareketsizlik, ilgisizlik hallerine sahiptir Oblomov. Bu umursamazlığının altında ise bazen nesnel konumu bazen de yeterince akliyata sahip olmaması ve ahlaki değerlerinin gelişmemesi yatar. Oblomov'un nesnel
konumu onun toprak sahibi bir efendi oluşudur.
İlya İlyiç (Oblomov), bulunduğu bu konumun hissettirdiklerini uşağı Zahar'a şöyle beyan eder:
"Ulaşmak istediğim bir şey var mı? Çalışıyor muyum? Yediğim yemek az oluyor mu? Zayıf, acınası bir görünüşüm var mı? Eksikliğini duyduğum bir şey var mı? Yemeğimi önüme koyacak, işlerimi yapacak insanlar var. Tanrıya şükür, ömrüm boyunca çoraplarımı daha bir kez bile kendim geçirmedim ayağıma! Kaygılanacağım, tedirgin olacağım bir şey de yok. bütün bunları kime anlatıyorum ben? Çocukluğumdan beri bana bakan sen değil misin? Sen bütün bu anlattıklarımı çok iyi biliyorsun. Benim nasıl nazik, şefkatle yetiştirildiğimi gördün. Hayatımda açlık, yoksulluk nedir bilmedim, hiçbir şeyin eksikliğini duymadım. Ekmeğini kazanmak, pis işler yapmak nedir bilmem."
Oblomov'un bu söyledikleri kelimesi kelimesine doğrudur. Onun uykucu tembelliğinin nedeni, istediğinde kendisine yemek veren, istediğinde istediği hizmeti sunan insanların her zaman var olmasıdır. Bu noktada hatta şunu bile söylemek mümkündür: O kendisi bu kadarını istemediği halde böylesine başıboş ve zevk düşkünü olmuştur. Ama bir düşünün, böylesi şartlarda büyüyen birinden nasıl olmasını beklerdik ki?
OBLOMOV'UN KARAKTERİNİ ŞEKİLLENDİREN
OBLOMOVKA AİLESİ
Oblomov'un etrafındaki insanlar çalışmanın lüzumundan, emeğin ve alın terinin öneminden ne kadar bahsederse bahsetsin; o çalışarak kendini zorlama yolunu hiçbir zaman seçmeyecektir. Seçmeyecektir, çünkü daha küçük yaşlarından itibaren, yaşadığı evde bütün işleri uşakların, hizmetçilerin yaptığını, annesi ile babasının ise tek yaptıklarının buyruk vermek ve eksik, yanlış yapılan işlerden dolayı sövüp saymak olduğunu görmüştür. Böylece hayat kavramlarından ilkini kazanır: Çalışıp didinmek yerine, kollarını azametli bir şekilde kavuşturup oturmak... Sonraki gelişmeleri de bu doğrultuda sürer gider.
Böylesi bir durumun çocuğun ahlaki ve akli gelişmesine nasıl bir etkide bulunacağı açıktır. Dışa vuramadığı için, içine yönelen güçleri ister istemez "canlılığını yitirir, solar, söner." Çocuk bu
güçlerini bazen sınamaya kalkışacak olsa da bu işi binbir kaprisle ve başka konularda vereceği buyrukların yerine getirilmesini küstahça isteyerek yapacaktır. Kaprislerin yerine getirilmesinin
insanda kişiliksizliği nasıl geliştirdiği ve küstahlığın, öz saygısını, benliği korumayla nasıl bağdaşmaz olduğu herkesçe bilinen şeylerdir. Sürekli olarak anlamsız birtakım isteklerde
bulunmaya alışan çocuk, kısa süre sonra isteklerinin yerine getirilebilir olup olmadığı konusunda her türlü ölçütü yitirecek,
amaç-araç bağıntısını algılayamaz olacak, böylece de kendi gücünü kullanmaktan kaçınacağı için, karşılaşacağı ilk engelin önünde açmaza düşecektir. Böyle bir çocuk büyüdüğünde artık
Oblomov'dur: Ondan belki daha fazla, belki daha az uyuşuk ve kişiliksizdir; ancak bir özelliği hiç değişmez, özgünlüğü olan herhangi bir ciddi eyleme girişmeye karşı duyduğu nefret...
Oblomov'ların bu nefretteki etkisi büyüktür. Dünyaya daha ilk bakışları ters olduğu için, ömürlerinin sonuna kadar dünya ve insanlarla olan ilişkilerinin özünü kavrayamazlar, bu konuda mantığa uygun düşüncelere ulaşamazlar. Daha sonra bunlara pek çok şey anlatılır ve anlatılanlardan anladıkları da olur; ama daha çocukluklarında oluşan dünyaya bakış açıları ruhlarının derinlerinde bir yere gizlenmiştir ve başkaca hiçbir yeni bakışın ruhlarında yer etmesine izin vermez. Ve kafaları tam bir kaos içindedir: Bazen bir kararlılık duyar ve bir şeyler yapmak isterler ama işe nereden başlayacaklarını, ilk nereye atılacaklarını bilemezler... Normal bir insan her zaman, yalnızca yapabileceği şeyleri ister; istediği şeyler yapabileceği şeyler olduğu için de yavaş yavaş olmakla birlikte sonuçta bütün istediklerini gerçekleştirir... Oblomov ise bir şey yapmaya alışmamıştır, dolayısıyla neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını tam belirleyemez, bu yüzden de bir şeyi ciddi bir biçimde ve var kuvvetiyle isteyemez... İstekleri biçimseldir ve istek olarak kalır: "Şöyle bir şey olsa ne güzel olurdu!" der, ama o şey nasıl öyle olacaktır, bilmez. Bu yüzden de hayal kurmayı sever ve hayallerinin gerçekliğe dokunacak gibi
olması bile onu müthiş ürkütür. Hayallerinin gerçeklikle yüz yüze geldiği bu ürkütücü anda işi hemen bir başkasının üzerine yıkar, eğer böyle birini bulamazsa, "rastgele!" deyip işi oluruna
bırakır...
OBLOMOV'UN RÜYASI
Kitapta İlya İlyiç'in daldığı derin bir uykudan sonra karşımıza "Oblomov'un Rüyası" adlı değerli bir bölüm çıkmaktadır. Çocukluğuna gidiyoruz Oblomov'un; Çocukluğundan yetişkinliğine bir kahramanın tarihçesi verilir. Oblomov'un yaşadığı psişik travmanın nedenleri açıklanırken ilkel, geleneksel, kırsal Rusya'ya dair sosyolojik bir anlatımla Rus halkının lüzumsuz olmakla beraber
oldukça ilginç de olabilen alışkanlıkları ironik bir şekilde betimlenir. Rus halkının muhtelif eğilimleri bir rüya bağlamında sunulur ve romanı anlamak
isteyenlerin başlangıç noktası bu olmalıdır.
İlya İlyiç, özel bir tiptir; bu tipte hareketsizlik, en köklü özelliktir ama onun serbestçe hareket edebilme yeteneğinden doğuştan yoksun olduğunu
düşünmek haksızlık olur. Evet, doğuştan o da bütün öteki insanlar gibidir. Çocukluğunda o da öteki çocuklarla birlikte karların içinde oynamak, bazı şeyleri kendi başına yapmak, çitleri, çukurları aşıp evlerine en yakın akçaağaç ormanına kadar koşup orada oynamak istemiştir. Oblomovka'da genel bir alışkanlık olan öğle yemeğinden sonraki uyku saatinden yararlanarak uyuşukluğunu giderme yönünde birtakım hareketlerden geri durmaz. "Her an yıkılma tehlikesi gösterdiği için
kendisine girmesi yasaklanmış olan galeriye gider, gıcırdayan tahtalar üzerinde galerinin çevresinde bir tur atar, güvercinliğe tırmanır, bahçenin derinlerine iner, mayıs böceklerinin vızıltısını dinleyip, havalandıklarında onları iyice uzaklaşana dek gözleriyle izler."
Yazar Gonçarov'un, rüyada Oblomovka sakinlerine yönelik ironik bir tutum sergilediği sahnelerde gizem ve rüyanın farklı tonları hakimdir. Bu sahnelerden en uzunu Oblomovların salonunda geçen karanlık bir kış gecesini betimler; karakteristik olarak bütün kış gecelerini simgeleyen bir kış gecesidir bu. Sahne, büyüklük bildiren terimlerle doludur: tek bir yağ
kandilinin sönük ışığıyla aydınlanan, "geniş salon", "sert, biçimsiz bir divan", "kocaman bir deri koltuk". Bu büyüklük, Oblomov ailesini, özellikle de etrafı gözlemleyen çocuğu cüceleştirir. Karanlık ve boş mekânı kısa sohbetler, Oblomov'un aşağı yukarı dolaşan babasının ayak sesleri, iğne tıkırtıları, kumaşa girip çıkan ipliğin sesi, saatin sarkacının tekdüze tiktakları ve uzun sessizlikler doldurur. Böylece sahneye bir halüsinasyon havası hâkim olur.
"Oblomov'un Rüyası" nda en önemli özellik zamansız bir dünya sunulmasıdır. Oblomovka'nın sakinleri bu dünyada kalmaktan memnuniyet duyarlar. Sonsuz tekrarların "tatiller, aile toplantıları, yaklaşan mevsimler vb." döngüsel bir
örüntüsü olarak kavrarlar zamanı. Deneyim, ayrı ayrı olayların birbirlerini izledikleri bir düzen içinde gerçekleşmez. Aynı "kaçınılmaz ve köklü
olay"a geri döner sürekli. Oblomovka'dakiler zamanın çizgisel bir ilerleyişi olduğunu az biraz fark ettiklerinde "bugün dün gibi, dün de yarın gibi olsa" ümidi ve duasıyla direnirler hemen bu farkındalığa.
Hikâye her ne kadar İlya'nın Oblomovka'dan uzaklaşmasıyla mümkün olsa da, yine oranın bir
parçası olma süreciyle ilgilidir. Oblomovka'nın döngüsel zamanından kurtulmaya yönelik birkaç başarısız girişiminden sonra Oblomov, "Rüya"
bölümünün sonunda, tüm enerjisini son bir çabaya yoğunlaştırır. İçine bir şeytan girdiğini öğreniriz ve tüm tabuları kıran, tüm sınırları çiğnemeye
çağıran, bastırılmaz bir dürtüyle harekete geçer. Şeytanın cazibesine dayanmak mümkün değildir ve birdenbire koşmaya başlar. Köyün çocuklarıyla dışarı çıkar; bir o yana bir bu yana koşturup kartopu oynarlar; rüzgâr yüzüne vurur, göğsü neşeyle dolar. Ama bu fazla uzun
sürmez. Aile otoritesi yeniden devreye girer...
Çocuğun Rüyadaki bu hikâyeleri, yetişkin Oblomov'un hayatının bir minyatürüdür.
Küçük İlya'nın Oblomovka'nın tabularla dolu, kapalı dünyasından kurtulma girişimi, Rüyada'ki temel eylemdir; yetişkin Oblomov'un yalnızlıktan kurtulma ve "başkaları"nın dünyasına dahil olma girişimi de romanın merkezindeki eylemdir. Romanın düğüm noktası ise bir başka kış mevsiminde kar yeryüzünü bir "kefen" gibi kaplamışken, evin uşağı Zahar'ın aşkta kaybeden Oblomov'a onun meşhur tembellik bezeli robdöşambrını uzatmasıdır.
HEPİMİZİN İÇİNDEKİ OBLOMOV
Görünürde basit bir roman olarak gözükse de okuyanları büyüleme sebebi içimizde bulunan "Oblomovluk"a vurulan demdedir. Oblomov'un inatla ertelemeye başvurması, yerinden kalkmaması ve farkında olmasına rağmen adım atmaması ya da atamaması çok acınası bir durumdur. Bunu kitaptan şöyle örnekleyebilirim: "Kişiliğinin gelişmemişliğine, ruhsal güçlerinin güdük kalışına, her şeye engel olan hantallığına üzülüyordu. Varoluşunun patikasının, yerden kaldırılamayacak kadar ağır bir kaya parçasıyla kapalı olduğunu düşündüğü için, başkalarının öylesine dolu dolu, hareketli yaşamalarını kıskanıyordu."
Günümüzün en gizli hastalıklarından birisi oblomovluk. Sonraya bırakmak, yataktan çıkamamak, zamanı unutmak, bugün dün gibi olsun demek, başımıza bela gelmeden bitsin demek, kim çıkacak şimdi dışarıya demek, sağlığına dikkat etmemek, doktor randevularınınertelemek, kim yapacak şimdi bir şeyleri demek, yarın yaparım demek, yarın olduğunda yine yarın yaparım demek...
Kendimizi eleştirmek ve böylelikle kendimizi geliştirmek en büyük erdemlerimizden olmalı. Ortak bir noktamız var: mezara girmek. Ama nasıl gittiğimiz önemli. Geride neler bıraktığımız önemli. Kendimize has karakterimiz olsun. Geçmişimizde bizi esaret altına alan bir çocukluğa sahip olsak bile bununla savaşmayı öğrenelim. Çabalayalım. Bir başkası için değil. Kendimiz için. İçimizdeki Oblomov'u durdurmak ve harekete geçmemiz dileğiyle. Esen kalın. :)
(Dipnot: Yorumlara Oblomov'un el yazmasından bir sayfayı, kitabın ilk resimli baskısı ve çizim taslağını, Yevgeni Yevgeneviç'in Oblomov için yaptığı çizimleri, Kardovski'nin yaptığı çizimleri ve Elizabeth Boehm'in Oblomov'un rüyası adlı çizimini yorumlara bırakacağım. İlgilenen bakabilir.)