Oscar Wilde’nin bu eseri çokça kez sansür görmüştür. Çünkü onlara göre ters olan şeyler düpedüz yaşanamazdı. Eşcinsel bireylerin içinde bulunduğu eserin sadece bu kısmına odaklanıp kitabı ahlaksız olarak nitelendirilmesi çokta şaşırtmıyor açıkçası. Çünkü toplumun benimsediği bir düşünceden kayarsanız siz de kim olursanız olun ahlaksız sayılırsınız. Felsefede de ahlak kavramını evrene taşıyıp taşıyamayanlar olarak 2 temel ayrım bulunmakta. kimleri ahlak evrenseldir derken kimileri de ahlakın evrensel olmadığını benimser. Bu kavga halen devam etmektedir. Toplumsal normların idealinde ilerliyorsanız evrensel ahlak yasasına ayak uydurmaya çalışıyorsunuzdur. Evet toplum içinde yaşamak zorunda olduğumuz için belli başlı kurallara uymak zorundayızdır. Bu yadsınamaz bir gerçektir. Ama tüm ipleri elden bırakınca toplumun sizi salaklaştırdığı bir takım şeylere de boyun eğmek zorunda kalıyorsunuz. Bu kitaptaki temel tartışmada işte burada kopuyor. Kimilerine göre eşcinsel bireylerin varlığı kabul edilirken kimilerine göre insan yerine konulmamalı derecesine geliyor. Benim görüşüm ise şudur “kimse benim umurunda değil. Herkesin hayatı kendine. Ben kendi yolumu inşa etmekle meşgulüm.” O yüzden insanların yönelimi, dini, ırkı vs beni pek ilgilendirmiyor.
Bu konuyu biraz uzun yazmamın sebebi onca düşünülmesi gereken şey varken tek bir yere takılmaları. Mesela cinayetler almış başını giderken biz silahın şekline takılırsak çok yok katetmemiz gerekecek.
Kitabın konusu
eşsiz bir yakışıklılıkta olan Dorian ‘ın mahvolan hayatı.
Onu keşfeden kişi ressam Basildir. O kadar hayrandır ki Doriana onsuz sanatını icra edemiyor. Ona aşık olduğunun farkında ve kimselerle paylaşmak istemiyor ancak işler çokta istediği gibi gitmiyor. Basil sadece fiziki güzelliğe takıldığı için ruhun varlığına, güzelliğine, yüceliğine önem vermiyor.
Lord Henry; Basilin arkadaşı ve o da Doriana aşık olur ancak açık seçik bir şekilde bunu dile getirmez fakat kurduğu cümleler ve hayran dolu bakışlar bunu ele verir. Şayet bir arkadaş başka arkadaşına bu denli hayranlık duyması çokta normal değildir.
Lord Henry nasıl desem uyuz bir tip. Bazen böyle boğazına yapışıp sus be adam diyesim geliyordu. Her şeyi olduğumuzdan ters bir bakış açıysıyla bakıyordu ve kendi düşüncesini dünyanın en mantıklı düşünesi olarak görüyordu. Bazı şeylerde doğru dediği oluyordu ancak yine de gıcık oluyordum. Şöyle söyliyeyim kısacası erkek hegemonyası dışında bir hayatın sığ ve kötü olduğunu savunuyordu. Kadınların aptal olduğunu düşünen bir karakter işte siz anlayın beni artık.
Dorian Gray; ihtişamıyla , büyüleyici yakışıklılığıyla herkesi kendine aşık eden ve bakanın bir daha bir daha dönüp bir baktığı bir büyüleyiciliğe sahip. O kadar yakışıklı ki erkeği- kadını, evli -bekarı , genci -yaşlısı herkes ona aşık oluyor. O da bunun farkında ve bunun kibrine kapılıyor. Lord Henry bir gün ona ya yaşlanırsan ve güzelliği kaybedersen diyor ve Dorian’ın hayatı işte böyle başlıyor. Dünyanın salt güzelliğine kapılan, ruhun ve hayatın maneviyatını göremeyen Dorian bunlarında olduğunu görüp deheşte kaplıyor. Maddi ve manevi dünyası büyük bir çatışmanın ateşine düşüyor. Basilin çizdiği tıpatıp Dorian olan resmî bile çok farklı görmeye başlıyor. Gördüğü şey aslında kendisi ancak gözü açıldığı için gerçeği tüm çıplaklığıyla görüyor ve kibirinin ne kadar üstte olduğunu görmekten başka bir şey görmüyor. Kendinden tiksinmeye başlıyor ve nedenini öğrenmeye çalışıyor.
İşte böyle dostlar. Hayatı sadece güzellik için yaşarsanız önünüzde devam eden bir hayatın varlığından, ruhlar alemimin devamlılığından bir haber yaşarsınız.
Kitabı her okuduğumda sayfaları her çevirdiğimde altını mutlaka çizdiğim birkaç cümle çıkıyordu. Bu kadar güzel bir eserin sansürlemeye çalışması da tuhaf doğrusu.
Mutlaka kütüphanenizde bulunması gereken bir eser. Okuyacaklara keyifli okumlar diliyorum