Yaş farkının fazla olduğu bir evlilik başta iki kişinin birbirine olan aşkıyla idare edilebilir gibi görünsede her geçen gün, her yaşanan an bu yaş farkının epey büyük bir sorun oluşturduğunu gözler önüne seriyor.
Maşa'nın gençliği, toyluğu dolayısıyla birtakım duygulara yabancı oluşu yaşadığı çevrenin de değişimiyle birlikte bu duygulara karşı olan merakını körüklüyor. bu merakın karakterin hayatında karşılık bulması, yeni duygular, yeni heyecanlar yaşaması esasen büyümeye başlamasının hayata farklı bir gözle bakmasına, tercihlerini sorgulatmasına neden olduğu ancak orada bir yerde daha başka, büyük olmasa da başa bir mutluluk varmış gibiydi. Herkesin hayatının bir noktasında kafasını kurcalayan çok gerçekçi bi cümle ile görülüyor.
Sergey'in ise yaşının getirmiş olduğu tecrübe, daha önce çok defa yürümüş olduğu yollara karşı duyduğu soğukkanlılık belki de hevessizlik isteksizlik olarak kendini gösterirken zamanla iki karakter arasındaki bu duygusal zıtlık eşzamansızlık birbirlerini anlamada önemli bir sorun haline geliyor. Karakterlerin birbirlerini sevme şekillerinin bile soru işareti oluşturmaya başladığını Lev Tolstoy karakterin ağzından söylenen “her yaşın kendine özgü sevgisi vardır.'' gibi müthiş bir cümleyle özetliyor.
Aşk yavaş, yavaş yok olurken Lev Tolstoy bana bunu öylesine hissettirdi ki şu cümleleri okurken gözlerim doldu.
“Artık var olmayan ve bundan sonra da var olmayacak o geçmiş aşk için ağlıyorum. bunun suçlusu kim bilmiyorum. sevgi kaldı ama aynı sevgi değil, onun yeri kaldı, ama o sevgi iyiden iyiye hastalandı artık gücü ve rengi yok, anılar ve minnet kaldı…'' ama o zamanlar yaşayacağımız her şey önümüzdeydi, şimdi ise hepsi arkamızda kaldı…
Evlilikte yaş farkının ruhların senkronize yaşayamamasına yol açtığını çok güzel anlatan bir Lev Tolstoy hikayesi iyi okumalar evlenecek olanlar mutlaka okumalı diye düşünüyorum ;)))