Sanat tarihçisi Oğuzhan Karadirek'in Anadolu Serisinin ikinci kitabı Anadolu Uygarlıkları eseri hem Anadolu yaşamış uygarlıkları yakından tanıma adına hem de rehber niteliğinde. Okurken günümüzde sürekli kullandığımız kelimelerin eskiden ne için kullanıldığını öğrenince tebessüm bile ettim.
Evvela tarihin on planda olduğu bir kitap okuyunca tarih sınıflandırmayı bilmeden olmaz. Tarih öncesi (Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve Kalkolitik) zaman dilimlerde Anadolu toprakları pek çok coğrafyaya göre yaşam merkezi olması konusunda avantajlıydı. Özellikle yazının gelişmesiyle birlikte Tunç çağı başlamış ve Asurlularla birlikte ticarette Anadolu'ya taşınmıştı. Bu dönemde Hititlerin aile yapısı ve beslenme alışkanlıkları gücümüze benzer. Köleliğin olduğu bir dönemde hür insanın köleyle evlenmesi bence mühim mesele.
Demir çağının parlayan yıldızı Urartular ile farklı bir toplum yapısına sahip. Anadolunun kadim halkları; Luvileri, Frigleri, Troyalıları, Karyalıları, Likyalıları, Lidyalıları ve bütün bu halkları hakimiyeti almaya çalışan Persleri okuyunca ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğumuzu göreceksiniz. Ardındam gelen Helen ve Roma dönemi başlı başına bir kültür! Şehirleşmesi, üretimi, aile hayat ve beslenmesi geçmişteki insanlarında ne kadar zeki ve azimli olduklarını gösteriyor.
Örneğin; dönemin meşhur papirüsüne karşı Bergama Kralının parşömeni icat etmesi, ilk tahıl üretimin yapıldığı yer olarak ekmek çeşitlerinin çok olması, yemeklere koyulan baharat kullanımının yaygınlaşması gibi daha pek çok değer söz konusu. Beni tebessüm ettiren konuya gelirsek; Roma zamanında zengin ailelerinin çocuklarını okula getirip götüren köleleri pedagog denmesiydi. Böyle evrilen çok kelime var. O yüzden okuyup öğrenmeli, mabet mabet üstüne, kültür kültür üstüne inşa edilmiş Anadolu'yu tanımalıyız.
Oğuzhan Karadirek