Büyük çaplı bir eğlence organizasyonu yapmaya kalkışmak az buz şey değil. Hele de bunu Türkiye’nin şimdiki kadar dışa-açık olmadığı, yani imkânların yetersiz olduğu bir zamanda yapmaya çalışıyorsan… Bir düğün organizasyonunun bile ne zorluklar çıkardığını hatırlayın.
Ahmet San bir organizatör, menajer, turizmci ve daha fazlası. Anladığım kadarıyla girişimci, inatçı, yılmaz ve de hedefine varan bir insan. Zaten kendinde bulduğu bu özelliklerini “San” adlı kitabı boyunca sıkça dile getiriyor. Haksız da sayılmaz, çünkü 80’lerin ve 90’ların Türkiye’si gibi, eğlence ve turizm sektörlerinde şimdikine oranla daha fakir, kısır, yetersiz, tecrübesiz ve itibarsız bir ülkede başardığı işler takdire değer.
Metallica ve Rolling Stones gibi dünya devlerini Türkiye’de konser vermeye ikna etmek ve Çeşme ilçesinin bugünkü turistik hâline gelmesine katkı sunmak gibi işlerini zikretmek, San’ın neler başardığı ile ilgili küçük bir ipucu verir. Onun tüm bunlar için mevcut olmayan altyapıyı kurduğunu belirtmeyi de ihmâl etmemeli.
San’ın yaptıklarını yapmak için elbette ki mebzul miktarda para şart. Ancak yetmez. Bunun yanısıra organizasyon kabiliyeti de gerekli. Ancak yine yetmez. İhtiyaç duyulan devlet yardımı için siyasetçilerin desteğini almak da vazgeçilmez. Maalesef yine yetmez. Ümitsizliğin yüksek bir ihtimâl olarak belirdiği anlarda stresle baş edebilmek de zorunlu bir meziyet.
Hepsini iyi kötü başarmış Ahmet San. Mutsuz bir ülkenin insanlarına mutlu anlar yaşatabilmiş. Yaşadığı zorluklar, ona bir bilgelik ve tartı yeteneği de kazandırmış. Ne diyelim, helâl olsun…
Yazarın kitapta Türk sanatçıların kapris ve vizyonsuzlukları ile ilgili söyledikleri pek hazindi ve kısıtlı olanın yalnızca ülkenin koşulları değil, aynı zamanda insanlarının ufukları da olduğunu iyi gösteriyordu.
Bu arada, siyasetteki günah ve sevap terazisini bilmem ama, Turgut Özal’ın geniş bakış açısını takdir ettim. Dövizin ve yabancı sigaranın bile yasak olduğu bir ülkeyi dışa dönük hâle getirme çabalarını kendince desteklemiş…