Öncelikle kitabın dilinin muhteşem ve akıcı olmasını övmek istemekle birlikte hayatta çoğunlukta kötü şeylere odaklanan insanların yanında birinin hep iyi şeylerden bahsetmesinin doğurduğu sonuçlar muhteşem bir şekilde tasvir ediliyor.
Beni çok üzen ve düşündüren bir kitap olmakla birlikte en sonunda gözyaşlarımın yavaşça süzülmesinin sebebi olan bir kitap. Tabii kitabın bir kara mizah türüne sahip olduğu detayını da unutmamak gerek. Kitap hem güldürüp hem de düşündürüyor.
Gelecekte herkesin çok mutsuz olduğu bir evrene, dünyaya sahip bu kitapta bu umutsuzluk içinde yaşamlarını sona erdirmek isteyen insanlar için çeşitli yöntemler sunulan intihar dükkanı ve içinde yaşananları bu dükkanı işleten aileyi anlatıyor.
Bu ailenin en küçük çocuklarının hayat dolu oluşu önce aileyi sonrada dükkanlarındaki atmosferi değiştiriyor. Hatta bu küçük oğlanın tavırları intihar etmek isteyen insanların düşüncelerini bile değiştiriyor.
Yazar bu kitapta bu karanlık ve iç karartıcı konuları espirili bir dille anlatır ve aynı zamanda yaşamı ve ölümü sorgulatır. İntihar Dükkanı, kara mizah dışında toplumsal eleştiriler içeren ve insanın mutluluk, yaşam vb. kavramlarla olan ilişkisini absürt bir perspektiften ele alıyor. Sırf bu yüzden bile okunabilecek bir kitap olmakla birlikte oldukça özgün bir hikaye sunduğundan dolayı birçok insanın ilgisini çekmiştir.
Tüm bunlara ek olarak kitabın sosyolojik açıdan oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bana adı bile Durkheim’ın intiharla ilgili kuramını hatırlatırken kitabın konusu bu hatırı oldukça güçlendirdi.
Durkheim, intiharların toplumsal olduğunu vurgulayarak dört farklı çeşidinin olduğunu söylemiştir. Bunlardan biri “Egoistik İntihar”dır.
Bu intihar türünde kişinin toplumla olan bağı zayıftır dolayısıyla bu zayıflık sonucu ortaya intihar çıkar. Kitapta da kendisini beğenmeyen, umutsuzluk içinde yaşayan ve topluma olan aidiyetlikleri kaybolmasıyla ilişkili ki kitapta hem bu tarz kişileri hem de bu tarz kişilerin topluma nasıl geri kazandırıldığını gözlemliyoruz. Bu karakterler, Durkheim’ın egoistik intihar tanımına uyarak, toplumsal bağların kopmasının bir bireyi intihara sürükleyebileceğini gösteriyor.
Bir diğer intihar türü “Anomik İntihar” . Bu türde birey toplumsal normlar ve düzenin belirsizleştiği, toplumun anomik hale geldiği durumlarda intihara yöneliyor. Kitabın distopik dünyasındaki, toplumsal düzen çökmüş ve normlar belirsizleşmiştir. İnsanlar yaşamda bir amaç bulamamakla birlikte; bu anomik durum, birçok karakterin neden bu dükkana başvurduğunu açıklamaktadır. Dolayısıyla bu kavram, toplumun çözüldüğü ve bireylerin yaşam anlamını yitirdiği bu dünya için uygun bir açıklama sunar.
Diğer intihar türlerine göre Durkheim’ın en az üzerinde durduğu intihar türü olan “Kaderci İntihar”, bireyin yoğun baskı ve kontrol altında olduğu toplumlarda ortaya çıkmaktadır. Kitabın dünyasında doğrudan baskıcı bir yapı görülmese de, bireylerin geleceğe dair herhangi bir umut ya da özgürlük beklentisinin olmaması bir tür kadercilik yaratmaktadır. Bu da karakterlerin ölümle kurtuluş aramalarına neden olabilecek bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Son olarak “Özgecil İntihar” türü kitapta tam olarak yer alan bir tür olmamakla birlikte bazı izleri görülmektedir. Özgecil İntihar’da bireyin kendisini toplum ya da toplumsal bir ideoloji uğruna feda etmesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Bireyin topluma fazla bağlı olduğu, bireyselliğin toplumsal beklentilere tamamen boyun eğdiği ve bireyin kendisini toplumsal bir değer uğruna gözden çıkardığı durumları ifade etmektedir. Dediğim gibi kitapta tamamen böyle bir durum görülmese de dükkanı işleten ailenin intihar yolları sunuyor olması, bir anlamda topluma “hizmet” sağlama amacı gibi görülebilir ve yorumlanabilir. Aile, müşterilerinin ölüm isteklerini yerine getirerek onlara “iyilik” yaptıklarına inanır. Bu yüzden intihar etmeleri konusunda büyük bir destekleri var olmakla birlikte kendilerinin birilerinin intiharı için intihar etmemeleri gerektiğine ya da içlerindeki tüm olumsuzluğa rağmen bencillikten dolayı yaşamaları gerektiğinin vurgusu aktarılır bizlere. Bu durum tam olarak özgecil intihara örnek olmamakla birlikte -içinde tutarsız bir tavır sergiliyor- bireyin kendisini toplumsal bir göreve adadığı durumlara benzer bir anlayış sergilediği için aile işi yalnızca ticari bir amaç değil toplumun ihtiyacını karşılayan bir “hizmet” olarak görülebilir.
Aynı şekilde kitaptaki ana karakter olan ve ailesinin olumsuzluğu karşısında bitmek bilmeyen bir neşeye sahip olan Alan’ın, tüm aileyi ve dükkânın işleyişini değiştirmeye çalışması, bir tür özgecil girişim olarak değerlendirilebilecek bir durumdur. Burada bireyin kendi mutluluğunu feda edip, başkalarına yaşam sevinci vermeyi bir görev olarak görmesinin özgecil bir yön taşıdığını görmekteyiz.
Tüm bunların yanı sıra; aile biriminin ve toplumsal değerlerin çöküşünün bir örneği olan bu kitapta Ailenin işlettiği dükkan insanların çaresizliği üzerinden para kazanmayı amaçlayan bir işletme olduğundan dolayı toplumsal bağlar ve değerler tamamen yitirilmişlerdir. Burada yitirilen değer bireylerin topluma ve birbirlerine yabancılaşmasını ve daha bencil bir yapıya yapıya bürünmelerini beraberinde getirmektedir. Alan’ın iyimserliği ise yabancılaşan bu dünyada insanlara umut ışığı oluyor.