Ben bu kitabı çok sevdim. Kitapta yansıttığı bakış açısına göre değerlendirirsem yazarla minimum %90 benzer kafa yapısında biri olmamın da etkisi vardır tabi.
Yazarımız psikolojiyle başlayan lisans ve yüksek lisansının ardından bilim tarihinde doktora ve üniversitede profesörlük yılları, bilimsel/kuşkucu düşünce tarzını yansıtan Şüpheciler Derneği'ni kurması, Skeptic dergisini yayımlaması, konferanslar, yazdığı kitaplar derken oldukça popüler bir figür haline gelmiş.
Kitabın asıl özü ve can alıcı teması şu: Maymunlardan hallice bir varlık olarak biz insanlar, herhangi bir kavramı, olayı, durumu algılamakta ve yorumlamakta çok fazla zihinsel kusura, refleksif tepkilere ve hatalı algısal eğilimlere sahibiz. Bunları o kadar yadsınamayacak örneklerle defalarca gözler önüne seriyor ki kimsenin itiraz edebileceğini sanmıyorum. Yapılan deneylerin çarpıcı sonuçları, beynin yapısının ve ne şekilde çalıştığının detayları ve bize olan etkileri, evrimsel sürecin bizi nasıl şekillendirdiği gibi hususlar çok iyi analiz edildiği için insanın ne olduğuna dair bilgilerimiz pekişiyor.
İnsan doğasının ne olduğuna dair her kitaptan bir şeyler öğreniriz ama ben artık "kişisel yorum" larla vakit kaybetmekten ziyade "gerçek ve somut" bulgulardan oluşan ve gerçekçi bir yaklaşımı yeğliyorum. Bu açıdan bakınca yakın zamanda okuduğum ve çok beğendiğim Canlı Devre: Durmaksızın Değişen Beynin İçyüzü kitabındaki temelin üstüne çok güzel oturdu bu kitap da. Nöronların içindeki en ufak kimyasal olayları da açıklıyor, bunların deneylerde ortaya çıkan sonuçlarını da apaçık gösteriyor. Günlük yaşamdan örneklerle de pekiştiriyor.
Doğru bilgiye ulaşma ve doğru algılama yolundaki engeller konusunda beynimizin alışageldiği süreçlerin ve tuzakların farkına varmak, bu konuda en azından bir başlangıç noktası sunabilir bize. Kendimizi kontrol ederek şüpheci ve sorgulayıcı olabilmemiz gerekiyor. Yoksa sürekli hatalı düşüncelerle ve yanlışlarla boğuşup duruyoruz.
İnsanın temelini, özünü anladığımızda ve gerçek olana saygı duymayı öğrendiğimizde birçok anlamsız batıl inancın, hurafenin, yalanın, egonun, aptallığın etkisinden kurtulmuş olacağız. Kırmızı hap mı yoksa mavi hap mı? Önce buna karar vermemiz gerekiyor. Kendisini kandırmak istemeyen ve samimi şekilde tabiatın işleyişini olduğu gibi kavramayı kabul etmiş bir kişi gelişmiş algı filtreleri oluşturmak zorundadır. Çünkü otomatik işleyen ve akışa bıraktığımız bir sağduyu ile her zaman doğru şekilde düşünemiyoruz; bu bir gerçek. İnsan beyninin algılama defolarını bilmek, bunu tespit edebilmek (yalnızca başkalarında değil kendimizde de) ve bilimsel metot ile düşünmeyi öğrenmek bizi diğer memeli akrabalarımızdan gerçek anlamda daha da öteye taşıyacak ve üst insan olma mertebesine çıkaracak olan bir kavrayış olacaktır.
Kitap ile ilgili zaten çok sayıda alıntı yaptım. Hiç alıntı yapmadığım bir sürü konu da var daha. Mesela Kopernik ve Galileo ile başlayıp günümüze kadar gelen astronomi ve kozmoloji biliminin ne aşamalardan geçtiğinin detaylı anlatımı veya popüler komplo teorilerinin bahsi gibi. Mevzu genel itibariyle hep inanç üzerine olsa da bir sürü konuya girip çıktığı için sıkıcı bir kitap asla değil.
Ben (en azından kendimi algıladığım biçim olarak) zaten şüpheci ve sorgulayıcı yaklaşan biri olduğum için ve yazarın bakış açısına birebir sahip olarak yorumlarını ve çıkarımlarını hiç yadırgamadığım için bu kitabı hatalı inanç üretme konusunda sağlam ve gerekçeli bir uyarı, aynı zamanda doğru inanç üretme konusunda hataların farkına vararak yol gösterici bir rehber olarak tavsiye edebilirim.
Herhangi bir doğaüstü inancınız varsa mesela bu kitabı kesinlikle okuyun. İnandığınız şeyin zihinsel kusurlarınızın ürettiği ve içi boş bir yanılsama olup olmadığı hakkında en azından kendinizi sorgulayıcı bir gözle test etmiş olursunuz.