Bu çalışma psikolog, bilim tarihçisi ve dünyanın en ünlü şüphecilerinden biri olan Michael Shermar'ın otuz yıllık birikiminin ürünüdür. Shermer'a göre beyin bir inanç motorudur. Önce inançlar gelir sonra açıklamalar. Duyu verilerinden gelen bilgiyi işleyen beyin doğal olarak önce bir kalıp arar, daha sonra bu kalıba göre anlam bulur. İşte beynimizin noktaları birleştirerek yarattığı bu kalıplar inançlardır. İnançlar bir kere oluşunca, bunları sağlamlaştırmak için kanıt aramaya başlanır.
''Yaygın boş inançlarınn karşısında bilimsel düşüncenin bayraktarlığını yapan Michael Shermer, 'İnanan Beyin'de kantılanabilir inançlarla kanıtlanamaz inançlar arasındaki ayrımı çok net ve detaylı bir biçimde ortaya koyuyor''
—Sam Harris
''Doğrunun göreliliğine ilişkin post-modern inancın, dikkat süresinin, New York dakikasıyla ölçüldüğü kitle iletişim araçlarına özgü tıkırtı kültürüyle birleşmesi, bizi haber-eğlence birimlerinde paketlenmiş şaşırtıcı çeşitlilikte doğruluk savlarıyla karşı karşıya bırakıyor. Herhalde doğru olmalı –öyle ya, televizyonda, filmde, internette gördüm. Alacakaranlık Kuşağı, Dış Sınırlar, İnanılmaz Ama Gerçek, Altıncı His, Kötü Ruh, Büyük Şüphe, Zamanın Ruhu. Gizemler, büyüler, mitler ve canavarlar. Esrarengiz ve doğaüstü şeyler.... Her yerde kafa karıştırıcı bir teori ve varsayım, gerçek ve hayal, belgesel ve bilimkurgu amalgamı var. Dramatik bir müzik gir. Arka fonu karart. Konuğun yüzüne bir ışık huzmesi vur. Kimseye güvenme. Gerçek orada bir yerde. İnanmak istiyorum.
Doğru olmasını istediğimiz şey ile gerçekten doğru olan şey arasındaki farkı nasıl anlayabiliriz?
Bunun cevabı bilimdir. İnançların sağlam bulgulara ve ampirik verilere dayandırılmasının beklendiği bilim çağında yaşıyoruz. Peki, o halde neden birçok insan çoğu bilim insanının inanılmaz saydığı şeylere inanıyor?''—Önsözden