Bronte Kardeşler ve Radyo tiyatrosu...
Emily Bronte, Charlotte Bronte ve Anne Bronte. Nasıl severim bilemezsiniz. İlkinden Uğultulu Tepeler'i okumuştum ortaokul sonda. Tam bir hafta küstüm dünyaya billahi. Nasıl da canlıydı her şey. Nasıl da hüzünlü. Uzansam dokunacak gibiydim. Anama baktım, romandan bir şeyler gördüm. Sonra Jane Eyre. Koca bir yumruk oturmuştu boğazıma. Kursağıma derler ya, ondan. Ya Şatodaki kadın? Anne Bronte. Sıcacık. Hepsi de kendine birer erkek adı bulmuşlar. Mahlas. Nickname. Lakap. Ne dünyaymış ama? Bok. Allah bir daha göstermesin. Allah herkese böyle kardeşler ihsan eylesin. Bir zamanlar ya okuduk ya da dinlemiştik. Radyo vardı. Tövbe yoktu TV. İnanın çok daha güzeldi. Kafamı halıya gömer dinlerdim. Her şeyi kendi meşrebimce gözümde canlandırırdım. Hey gidi günler hey. Alın size bir radyo tiyatrosu. Bizi o kadar etkilerdi ki, anlatamam dostlar. youtube.com/watch?v=_TP9zKL...
··
12 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Metin T.
Gönderi Sahibi
İlk kitabım bir masaldı. İlkokul ikideydim. Ayılı bir şeydi. Giriş o giriş, çıkamadım bir daha. Öyle romanları öyle erken dönemde okudum ki anlatamam. Babam çok kızıyordu. Bu kadar okumak zarar demiş birileri. Doktor da dahil. Söz, dedim babama. Tutamadım ama. Büyülenmiştim bir kere. Edebiyat büyücü Goşa gibiydi. Bir beş gün ağladım. Ev duvarları kalındı. Perdeyle cam arasına oturur okurdum. Gümbür gümbür geçerdi kitaplar elimden. Koyu kahverengiydi perdelerimiz. Babam da anam da fark etmezdi nerede olduğumu. Okurdum. Okudukça okurdum. Sonra kafam durdu. Bir şey olmuştu galiba. Babama dedim. Kafam çalışmıyor benim dedim. Anlamadı kimse. Bir doktor vardı. Sürmenaj bu dedi. Anladım, dedim, ne yapmalıyım? Kes okumayı,dedi. Öl gibi bir şey gibiydi bu. İnsan isterse çıkış yolu buluyor. Önce bardakların içine su ve tuz döküp bir bakır bir de çinko elektrotla pil yaptım.Radyo dinledim. Hala yirmiye yakın dili ayırt edebilirim. Sonra bir de sinema makinesi yaptım. Yanık filmleri bana veren bir adam vardı. Ben de 60 vatlık bir ampulün kıçını çıkarmış, içine su basıp mercek yapmıştım. Küçücük filmler 100 katı duvarda görünüyordu. Bir de mikroskop. A, sineklerin kıçında kıl varmış, dedirtmiştim komşulara. Oysa tüm bunlar benim yapmamdan bir iki yüz yıl önce yapılmıştı. Tekrar döndüm okumaya. Bir daha hiç sürmenaj olmadım. Ama, Emily Bronte'nin "Bir erkek bir şey yazdığı zaman yazdığı şey yargılanır, bir kadın yazdığı zamansa kadının kendisi," demişti. Bunu hiç unutmadım. Unutamadım. İşte o zaman, tükürürüm bu dünyanın çarkına, dedim.
Bu kardeşler var ya bu kardeşler Metin Hocam, benim hayatıma yön verdiler. Hele o Jane Eyre... İçimdeki asi, dik kafalı az biraz da melankolik tiplemenin ta kendisi... Neyse uygun bir anımda inceleme yazarım bununla ilgili :)
Metin T.
Gönderi Sahibi
Uzun bir cevap olacak. Üste yazayım da herkes görsün istedim. Okursanız mutlu olurum.