Alman atasözüyle: Einmal ist keinmal - "Bir kere olan şey, hiç olmamış sayılır." Ancak yaşamlarımız da bir kere yaşanır. O zaman koca bir hiçlik mi?Kitap Nietzsche'nin ebedi dönüş mitiyle açılış yapıyor. Her şey aslında sonsuz bir döngüyle tekrarlanır. Nietzsche bize şu soruyu sordurur: Şu an yaptığın şeyi, sonsuz kez tekrar etmeye razı olacak kadar büyük bir arzuyla mı yapıyorsun? Eğer bu düşünce seni eziyorsa, hayatını yanlış yaşıyorsun demektir. Eğer bu düşünce seni coşturuyorsa, hayatının hakkını veriyorsun demektir.
Kundera da der ki: Nietzsche’nin ebedi dönüş miti doğru olsaydı, hayatımız çok ağır ve anlamlı olurdu. Ama ne yazık ki doğru değil. Biz sadece bir kez yaşıyoruz. Birçok şey sonsuz döngüde tekrarlanıyor olsa da her tekrarda başka başka kişileriz. Belki de her seferinde başka kişilere dönüşebilme cesaretini gösterdiğimiz ölçüde anlamlı bir şekilde var olabiliyoruz.
Kitap her ne kadar aralara felsefi düşünceler sıçratsa da aslında dört karakterin hayatından kesitler veren bir roman. Hayatı, varoluşun hafiflik ve ağırlık cephesiyle ele alıyor. Hafiflik; kök salmayı reddetmek, sorumluluklardan kaçmak, bağ kurmayı istememek, anı yaşamaktır. Ağırlık ise; sadakat, sorumluluk, hayata anlam yüklemek, açıklık ve net karar alabilmektir. Bu çerçevede bu dört karakterin ilişkileri, çatışmaların yaşandığı bir alan haline gelir. Hele ki işin içine kelimelere yüklenilen farklı anlamlar, felsefi düşünce farklılıkları, travmalar vs girince ortam iyice savaş alanına döner.
Peki - hafiflik ve ağırlık cephesinden bakacak olursak- Kundera şunu sorgular: Hayat provası olmayan bir oyunsa, doğru seçim hangisidir? Ben birçok konuda olduğu gibi bu konuda da dengeyi savunacağım. DENGE Hangi uca gidersek gidelim, o uç kendi iç çelişkisinde boğuluyor çünkü.
Keyifli okumalar