"Umut ve umutsuzluk, insanı yolculuğa çıkaran trenler gibidir. İter arkasından olduğu yerden başka yönlere doğru, başka zamanlara ve başka yarınlara."
Bekleme Odası'nı dün bitirdim ve üzerine düşündükten sonra inceleme girmek istedim. Çünkü bir sinema filminden ya da başak bir kitabı okuduktan hemen sonra yorum yapmayı çok sağlıklı bulmuyorum. Bu düşüncemin ardında belki de daha objektif olabilmek ve o bitiş anının olumlu ve olumsuz etkisine saplanmamak vardır bilmiyorum ama hep böyle yapıyorum. Şimdi gelelim romana. Benim için Serhat Kaya artık bu kitabıyla büyük bir senarist, evet. Çünkü kaleminden çıkan daha önce okuduğum Katarsis , Azınlıkta Kaldık ve özellikle Azad adlı kitabı bana bunu düşündürmeye başlamıştı ve bu son kitabı Bekleme Odası ile buna ikna oldum. Yazarın metinlerini okumak yormadığı gibi, satırları okuyor gibi değil de bir metin ekranında zihnimde canlandırıp izliyor gibi takip ediliyor kitap. Bunu nasıl yapabilmiş bilemiyorum ama bu muazzam! Kitabın içinde daha başlamadan Zülfü Livaneli yorumu görmek ise başka bir ikna edicilik ama sadece Livaneli kitaba yorum yaptığı için değil, Serhat Kaya Livaneli'nin söylediği gibi gerçekten edebi bir panaroma yaratmış. Bir anda Paris'te, Cannes'da gezdiriyor, diğer bir anda cümlelerle sizi de hikayenin içinde biriymişçesine konunun merkezinde tutuyor ve tüm bunlar olurken sürekli akış hakkında "bence şimdi böyle olacak" diye tahmin yapmaya sevk ediyor ve sizi her seferinde tahminizde yanıltıp şaşırtıyor. Ben bu şaşırmadan çok keyif aldım çünkü artık günümüzde maruz kaldığım bir sürü uyarıcı varken bir filme, bir tiyatro oyununa ya da bir kitaba kolay kolay şaşıramıyorum.
"Hayat, insanın görebileceği en uzun rüya olsa gerek, hayal ise resmedilemeyecek en güzel manzara!" cümlesinin hala etkisindeyim mesela. Hem bu kadar kısa olup hem aynı zamanda Hayat'ı ve Hayal'i bu kadar derin ve doğru tanımlamasına bayıldım. Romana 10 üzerinde 9 puan veririm, 1 puanı da kişisel beklentim Beatrice karakterine birkaç sayfa daha fazla alan ayırsa daha renkli olabilirdi diye düşündüm. Yoksa Bekleme Odası beni kesinlikle fazlasıyla doyurdu. Azad romanını da çok severek okumuştum, Bekleme Odası da öyle oldu. Bence Serhat Kaya gelecekte büyük kapıdan giren yazarlar arasına ismini yazdırabilir ama tabi bu biraz da bizim ülkemizdeki okur profiliyle bağlantılı. Yolu açık olsun.