Gönderi

Puan vermedi·191 syf.··
2024 3. kitabı
Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz ile tanıştığım ilk kitap. Üzerine çokça şey söylenip, yazılabilecek bir kitap. naçizane benimde bir kaç görüşüm var. Öncelikle okurken şiirsel bir dil, betimleyici anlatım tarzı okuma zevki veren unsurlardan. Bazı kısımları anlamak için tekrar geri dönüşleri içeren ve bol bol altını çizdiğim cümleler ile geçen bir okuma süreciydi. Kitap dört hikayeden oluşmakta. İlk hikaye “Ruhuna Fatiha”. Yaşlı bir adamın yıllarca oturduğu evinin tadilata vermesi ve bu zaman diliminde yaşadığı ve kendi dilinden aktardığı iç sesi dinlerken buluyoruz. Temelde bu kısımda okurken yaşanan iç sıkıntısı, yalnızlık ve psikolojik problemlerin yaşandığı birtakım durumlar seziliyor. “Akılsız Adam” ikinci hikaye. Bu kısımda ise oğlu ile yalnız yaşayan bir babanın hayata bakış açısı, oğlunun nasıl bir eğitim alması gerektiğini kendi yapamadıkları veya yapmadıkları üzerinden bir yol belirlemeye çalıştığını görürüz. Akıp giden bir hayat akışı vardır; ancak eşlik eden bir iç sıkıntısı da söz konusudur. Bu hikaye toplumda babalar ve özellikle oğulları arasındaki görünmeyen ve gerçekleştirilmek istenenlerin, istendiği gibi gitmediğinde ortaya çıkardığı kopuşları edebi bir dille yansıtmış. Babanın kendi varlığına ya da daha doğrusu geçmekte olduğu bu dünya yaşantısında yokluğuna dair bir iz bırakma ama bu izi de bırakırken kendi kurallarını, isteklerini dikte etme hali karşımıza çıkar. “Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi” bizi karşılayan üçüncü hikaye. Bir önceki bölümde anlatılan babanın bakış açısına karşılık oğlunun bakışını sunan bir bölüm. Bu bölümde yaşı daha genç olan ve babasını anlamayan çocuk-genç-yetişkin birinin gözünden babasını izliyoruz. Babanın onda fiziksel olarak var olan ancak ruhsal anlamda boşluğunu hissettiren bir anlatım. Okurken yine ana temada yalnızlık, arayış, hayattan zevk almak için gerekli olan ama eksik kalan his okuyucunun içine yerleşiyor bence. Diğer taraftan akla nereye gidersen git kendini, zihnini.. götürüyorsan aslında uzaklaşamıyorsun düşüncesini akla getiriyor. Gelişim dönemindeki eksik kalanı arayan, nereye giderse gitsin anlam bulamayan bir varoluş ve sonucunda içe alınmış/kendine yüklenmiş bir suçluluk ve yabancılaşma duygusu ile yükünü başladığı noktaya taşıyan; koca bir ömürde çokça giden ama bir arpa boyu yol alamayan bir arayış karşılar bizi. “ Rüya İmiş” dördüncü ve son hikaye olarak karşımıza çıkıyor. Ailenin tek çocuğu olan Hikmet’in ailesine yük olduğunu düşünmeye başlaması veya hissetmesi ve evlilik aile hayatı içindeki hayat akışını betimler. Bunu yaparken bizi karşılayan yine iç sıkıntı, huzursuzluk, boşluk, yalnızlık hissiyatı olur. Kendi hayatının başrolü değilde yardımcı oyuncusu gibi bir hissiyat bırakır. Hayat akışı vardır ancak süregiden hayatta zevk almak , heyecan yoktur. Durağandır. Hikayelerde temelde farklı yaş gruplarında olan bireyler ve onların iç dünyaları, iç sesleri ile karşılaşıyoruz. Hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan üzerine çokça konuşulabilir. Okuyucu olarak kitabın içeriğindeki metinlere baktığımda anlaşılmayan, kendini keşfedemeyen herhangi bir sokakta, kafede ev ya da aynada ki biz olabilir. Bu iç sıkıntılar yaşamaya dair olan şeylerken bir taraftan ölümün sesleridir. Beden var ancak içinden ruhun çekilmeye başlaması gibi. Yaşıyor muyuz yoksa Coşkuyla Ölüyor muyuz?
Edebiyat & Roman
Coşkuyla ÖlmekŞule Gürbüz · İletişim Yayınevi · 20213,108 okunma
·
101 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.