Kek Çırpılmış Ama Yine Kömür Olmuş
4/10
·496 syf.··
2024 59. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 19 Kasım 2024 21:25
Piramit serisinin ikinci kitabıyla seri incelememe devam ediyorum. Yeniden ve yeniden incelememde SÜRPRİZ BOZAN (aka SPOILER) olacağını bildirmek istiyorum. Hep yaptığım gibi madde madde ilerleyeceğim. 1) Mitolojik Ögeler İlk defa sanırım şu sitede yaptığım incelemelerde olumlu bir madde yazmış olacağım. Yazarın seriyi yazmadan önce ve de yazarken mısır mitolojisiyle ilgili çok fazla araştırma yaptığını ve hikâyenin belli kısımlarına güzel yerleştirdiğini düşündüğüm bir kitap oldu Amenta. Diğer tüm mitolojiler gibi Mısır Mitolojisi'ne de takık birisi olarak bu detayları görmek ve ilk kitabın aksine mitlerin, olayların okuyucuya açıklanıyor olasını sevdim. Mısır denilince akla hep bilmeceler gelir çünkü Sfenksler, Thoth ve neredeyse herkes bir şeyler kazanmanız için size bilmeceler sorar. Kitaptaki bilmeceler çok iyi olmasa da kötü de değildi o yüzden sevdim sayılır. Mitolojik ögeler bu kitapta ilkinden daha fazla kendine yer bulmuştu ve bunu gördükçe "EVET, SONUNDA! FANTASTİK OKUYORUM İŞTE!" olduğum için bunu çok sevdim. (Yeteri kadar yoktu ama ilk kitaba kıyasla buna da şükür ettim.) Sadece bir iki tanrıça alıp fantastik - aşk romanı yazmak yerine diğer mitolojik ögelerin katılmasından memnunum. Özellikle Ruhlar Şehri, Çalıntı Ruhlar Hastanesi, Nigralar, Ruhsuz Kemikler gibi şeyler yerine Mısır Mitolojisi'nden gelme şeyleri okuduğum için daha çok mutluyum diyebilirim. Bu açıdan yazarı tebrik ediyorum, dersine iyi çalışmış ve okuyucuyu da birçok noktada güzel bilgilendirmiş. Tek sıkıntım keşke Osiris, Neftis, İsis ve Seth'i element bağlamında anlatmak yerine tanrı ve tanrıçaları oldukları şeyler üzerinde durmaması. Büyü tanrıçası İsis ile Osiris'in veliahtlarının Neftis'i yenecek olması daha bir manidar olurdu bana kalırsa. 2) İlişkiler Çok Zorlama İkinci kitap Ayliz'in kendi dünyasına dönmesiyle başlıyor ve tabii ki Aytun'un yanına geri gitmesiyle devam ediyor. Yani herhangi bir zaman atlaması yaşamıyoruz. (Birkaç ay ayrı kalmışlar sadece o da çok büyük bir atlama sayılmaz bana kalırsa) Bu kitapta da karakterler 14 yaşındaki ergenler gibi davranıyor ve konuşuyor. Aşkları o kadar mide bulandırıcı derecede zorlama bir romantizm barındırıyor ki kusasım geliyor - ki bu konuda çok ciddiyim. Neredeyse baş başa kaldıkları her an Aytun eğer ki bilse Shakespeare'den alıntı yaparak “Şu gülün adı değişse bile kokmaz mı aynı güzellikte?” diye başlayacakmış gibi geliyor. Üstelik bu, Romeo ve Juliet'teki kadar trajik ve romantik olmayacak. İnanın, ikilinin zorlama aşk naralarını okurken o kadar bunaldım ve tükendim ki anlatamam. Birbirlerini o kadar tanımıyorlar ki, aşkları o kadar zorlama ki sürekli duşa girip uyuyup "Seda Tripkolic - Gözlerinin Yeşilini Özledim" cringeliğinde aşk sözleri fısıldıyorlar. Hazır zorlama aşk demişken Simge ve Hector'den bahsedelim. Öncelikle ilk kitapta Astrapol denilen yeri bilmediğimiz yeni bir bölge adı falan sandım. Keşke yazar ilk kitapta onun başka bir ülke olduğunu bize söyleseymiş de bu kitapta aslında ülke olduğunu öğrenince mal gibi kalmasaymışım. (Anlattıysa da hatırlamamak benim eşekliğim.) Simge ile Hector'un ilişkisi de tanışmaları da, Simge'nin sülük ve arsız Menes'ten kurtulmak için Hector'la sevgili olduğunu söylemesi de o kadar yüzeysel, klişe ve saçma ki. Hiçbir derinliği yok. Hadi Simge şıpsevdi olarak anılıyor, kendi de bahsediyor ama o kadar kısa sürede Hector'un ona âşık olması? Üstelik adam başka bir ülkenin veliahtı? Yani tamam o da habersizmiş ama başka bir ülkeye gidiyorsun ve ülkede çarpıştığın ilk kadına 2 ayda aşık mı oluyorsun? Üstelik Tanrıça Neftis gibi bir belanın, Tanrı Seth gibi bir kurnazın olduğu bir gerçeklikten söz ediyoruz? İlişkileri o kadar hızlı ilerledi ki hiçbir bağlılık hissedemedim. Yarın ayrılsalar üzülmem mesela. Kitabın sonunda Aytun ile Ayliz ayrı düştü diye de bu sebepten üzülmedim. Çünkü kitaptaki hiçbir çiftin ilişkisinin derinliği yok, hiçbiri size doğal hissettirmiyor. Bir noktada Neftis ve Osiris'i bile çift olarak Aytun ile Ayliz'den daha çok sevebileceğimi hissettim çünkü kadın en azından yüzyıllardır adama takmış, bir geçmişleri ve yaşanmışlıkları, derinlikleri var. Karı adamdan intikam için başka bir even kurmuş daha ne olsun? Bundan böyle Neftis ile Osiris'i destekliyorum. Ayrıca ilişkiler demişken Aytun'un Ian ile gerçek kuzen olmadığını öğrenince tek kalemde yıllarca teyze dediği kadını, enişte dediği adamı ve ne kadar Ayliz konusundan dolayı sinirli olsa da aylarca kardeşini korumuş Ian'ı tek kalemde silmesine o kadar sinir oldum ki! Karakterler tüm kitap boyunca birilerine başkalarının sırlarını kendilerine söylemedikleri için kızıyordu. Teyzen annenle ilgili gerçekleri anlatmadıysa gördüğünde anana kız, seni almış o kadar büyütmüş, kanbağınız olmamasına rağmen oğlundan ayırmamış kadından ne istiyorsun? Yemin ediyorum minnetsiz köpek ya. Kadının elini öpüp "Ra sağ olsun, yıllarca bizimle alakan olmamasına rağmen bize baktın, bizi korudun, kolladın teyzem" diyeceğine kadına atar yapıp kapıyı çarpıp evinden gidiyorsun. Cidden Aytun karakterine katlanamıyorum. 3) Karakterler Hâlâ 15 Yaşında... Ve Evet, Hâlâ Aptallar Hazır Aytun'dan bahsediyorken ondan devam edelim. O kadar sinir bozucu bir erkek karakter ki. O kadar bana geçmiyor ki... Ne Ayliz'e olan aşkı ne davranışları ne düşünceleri gerçekçi geliyor. Bu kitapta mesela o kadar saçma kıskançlık krizlerine giriyor ki. Evet, Ian da Ayliz'i seviyor. AMA O SENİN YANINDA. SENİN SEVGİLİN. Artık bununla barışmaya ne dersin? Ian şu ana dek Ayliz'e tek yanlış yapmadı, her seferinde kıçınızı kurtardı ve kızın alanına girmeden yanınızdan efendi gibi gitti. (Ayliz'i zorlmıyor oluşundan Ian'a +50 puan) Bu adamdan ne istiyorsun sen ya? O kadar çocuk gibi kıskançlıkları var ki! Aşkı kısıtlamak ve kıskançlık sanan ergen kafalı çiftler gibiler. Hani şu Instagram hesabında aralarında yakın arkadaşları ve kuzenleri bile olsa tüm karşı cinsleri sildiren, karşı cinsle arkadaşlık kurmasını geç, yan yana durmasından bile problem yaratan, siz sokakta yürürken bir çifte denk geldiğinizde sevgilisini inatla tutup kendine daha da yaklaştırıp size dik dik bakan tipler var ya (Ay sanki götü boklu sevgilinde gözüm vardı, haspam) bu kitapta hem Ayliz hem de Aytun böyle davranıyor. Yemin ediyorum eksiksiz. Eğer ki Instagram kullanıyor olsalardı Aytun çoktan Ayliz'e Ian için engel bastırmış, Ayliz de Aytun'un hesabından tüm dişileri engellemişti. O kadar toksik bir ilişkideler ve bunun farkında değiller ki. Bence yazar da bunun ne kadar toksik olduğunun farkında değil. Böylesine bir kıskançlık aşk değildir, sağlıklı değildir ve tedavi edilmelidir. Sizi böylesine kıskanan, onunla konuşma, oturma, yemek yeme, bakma tarzı kısıtlayan kişiler sağlıklı insanlar değildir. BUNU OKUYAN HERKESE SÖYLÜYORUM, BU KİTAPTAKİ ANA ÇİFT TOKSİK. BUNLARI ÖRNEK ALMAYIN. Ya bir sahne var, Ian, rahip şüphelenip Ayliz'in kimliğini anlamasın diye onu dansa kaldırıyor ve dansı bitirmesini istiyor yoksa sıkıntı çıkacak. Aytun bunları görüp olay yaratıyor. Ya iki dakika sağlıklı insanlar gibi iletişim kuramaz mısınız? İki dakika konuşamaz mısınız? Ya Ayliz'e ne demeli? Gerçekten beni bu kitapta en çok çileden çıkaran karakter oydu. Bir sahne var, Ra yeni tanrıça olarak Maat'ı gönderiyor. Neyse bunun geliş partisinde Astrapol kralı Neftis'i dansa kaldırırken Maat'la dans etmesi için de Aytun'u çağırıyor. Kısa bir bilgilendirme: Maat Aytun'dan kendi için çalışmasını istiyor ve Ayliz'e göre ondan hoşlanıyor. Bu partide Ayliz de var ve Aytun bir KRALIN gökten inen bir TANRIÇA ile dans etmesi isteğini geri ÇEVİREMEYECEĞİ için kabul ediyor. Ayliz ne yapıyor? KISKANÇLIK KRİZLERİNE GİRİYOR. Neymiş? Aytun Lider'miş, hep istemediği durumlardan kendini kurtarmanın yolunu bulurmuş, ona dansa gitmeden açıklama yapmamış, gözlerine bakmamış... Ayliz'in zaten ilk kitapta çok zeki ve olayı olan bir karakter olmadığını anlamıştım ama bu kitapta SÜZME MAL olduğuna karar verdim. Tanrıçaların gözünde sıradan bir büyücü, sıradan bir ölümlü olan Aytun'un nasıl Maat'a ya da başka bir ülkenin KRALINA karşı gelmesini bekleyebilirsin? Bu adam aylardır seni korumak için neler çekiyor farkında değil misin? İki saniye Ra'nın sana verdiği beyni kullanmak ister misin Ayliz? Bunu geçelim bir de kendisi bu kitapta Neftis ile tanışıyor ve Aytun ondan "sevgilim" diye bahsediyor. Neyse zaten Maat'ın törenine Ayliz'in de katılması fikri Neftis'ten çıkıyor. Neftis kabaca diyor ki "Maat'ın sende gözü var gibi. Sevgilini de yanında getir ki benim liderime yanaşamayacağını bilsin." Ne güzel cümle dimi? Neftis kötü bir karakter olmasa alnından öperdim. Hem sevgilisine saygı duyuyor hem de tebaasını koruyor. Peki Ayliz ne yapıyor dersiniz? "Benim sevgilime nasıl BENİM LİDERİM der? Aytun BENİM" diye kendi içinde kuduruyor. LAN MAL, KADIN TANRIÇA TANRIÇA. Hadi onu geçtim (nasıl geçiceksem) kadın KRALİÇE. Mısır'daki her bir kişi onun tebaası, ona ait yani. Kaldı ki Aytun onun lideri, burada yanlış anlayacak hiçbir şey yok. Neden bu kitapta kafayı yediğimi anlayabiliyor musunuz? O kadar gereksiz kıskançlık sahneleri var ki! Üstelik bunlar nasıl desem 400 sayfada 1-2 kere MANTIKLI sebeplerle olan şeyler değil. 400 sayfada 5-6 kere MANTIKSIZ sebeplerden olan şeyler. 15'inde iki ergen yeni sevgili olmuş gibi. Sanki lisedeler ve Aytun'un yanına bir kız gelip "Matematikçi seni çağırdı Aytun, hemen gitmelisin" demiş, Ayliz de bunu görüp kıza "SEN BENİM SEVGİLİMLE NASIL KONUŞURSUN" diye çıldırmış gibi. Tüm kıskançlık sahneleri bana bu hissi ve tiksintiyi verdi çünkü. 4) İsimler Can Yakıyor Geçen kitapta bahsettiğim kimlik bunalımı burada da isimlerle devam ediyor. Kralın adı Samuel, oğlunun adı Hector? Bu dünyada bizim dünyamızdaki hiçbir ülkenin olmadığını yeniden hatırlatmak istiyorum. Öyleyse bunlara İngilizce isimler vermek yerine isim uydurulamaz mıydı? Üstelik bu ülke bana prensliği hatırlattı, ülke havasını asla alamadım. Serideki isimlendirilmelerle ilgili ciddi problemim var ya. Mısır'ın göbeğindeki karakterin adı Ian falan olunca gülesim geliyor çünkü. 5) Güzel Olaylara Kötü Yollarla Gidiliyor Bu madde kitap için çok önemli. Burada kitabın en büyük sorununa değineceğim çünkü. Şimdi mesela Ölüler Şehri'ne gidip Aytun'un babasıyla konuştukları ve orada bir sürü sırrı öğrendikleri bir kısım var. Güzel, çok güzel ama oraya gidiş nedenleri o kadar kötü ki. Ayliz gidiyor ve Ruhsuz Kemik Tendre'ye Aytun'un babasını görmeleri gerektiğini çünkü Aytun'un babasını öldürdüğünü düşündüğünü ve bu fikirden kurtulmazsa Neftis'e yakalanacağını söylüyor. (uwu ne kadar da aşk dolu (öğğğ) Yani... Sırf sevgilini azabından kurtarmak için oraya gitmek yerine başka bir sebepten gidip gitmişken de Aytun ile babası arasında bu düğümü çözmek daha güzel olmaz mıydı? Ayliz ile Neftis'ın tanışması da bir bu kadar kötüydü. Nigraların Kraliçesi Sophia'nın yargısında Aytun'un yanında görüyor. Kim olduğunu soruyor. Ayliz gülümseyerek Simge'nin arkadaşı olduğunu söylüyor, Aytun okuldan geldiğini belirtiyor, Neftis Aytun'a Ruhlar Şehri'nde devriye gezmesiyle ilgili görev verip gidiyor. (Bu arada kitap serisindeki "Şurada acil adam lazım, destek gönderin" ya da "Adamlarını topla ve bilmem ne yap" diye başlayan emirler hiç ciddi değil. Kraliçe emir veriyormuş hissi yaratmıyor.) Mesela bu konuyla ilgili anlamadığım şey neden Ayliz'i Neftis'ten korumaya çalışırken inadına gözünün önünde olacağı yerlere götürdükleri? Ayliz mahkemeyi mi izlemek istiyor? O zaman Simge ile dört beş sıra arkada izlesin, Neftis'in hemen fark edeceği şekilde Aytun'un dibinde değil! Mesela başka bir yerde piramide sokuyor Aytun, Ayliz'i ve bunlar koklaşırken Neftis odayı basıyor. Abi o kadar kötü bir sahneydi ki. Kurgusu kötüydü, koskoca Kraliçe ve Tanrıça'nın karşısında Ayliz'in cevapları öyle verilmeyecek cinstendi ki... Yani benim bildiğim tarihte hiçbir zaman tahtın asıl sahipleri yardımcılarına bu kadar kendi kurallarını da esnetebilecek ya da devlet işleriyle ilgili şeylere tanık olabilecekleri yerlere sevgililerini sokup üstüne öpüşüp koklaşacakları kadar imtiyaz tanımadı, tanımaz da. Neftis'in Ayliz'i orada gördüğü anda kızması, Aytun'u azarlaması ve Ayliz'i radarına alması bence çok daha mantıklı bir hareket olurdu. Halkını seven ama tahtına âşık bir kadın hele ki bir KRALİÇE bunu yapmalıydı. Hadi onu da geçtim orada durup hiçbir şey olmamış gibi Aytun ve Ayliz ile sohbet etmesi o kadar saçmaydı ki. Öyle bir kadının, Mısır gibi bir tarihe ait bir kadının Ayliz'e ayaklarını öptürmesi, kendine selam verdirmesi falan gerekirdi. Ama yok, Neftis iki sohbet etti, Ayliz'i de Maat'ın törenine götürmesi için Aytun'a emir verdi ve gitti. İyi o zaman soylu diye Aytun herkesi alsın piramide, bir Lider'in odasına soksun bakalım. Hayır bir de kitabın sonunda bu adama aslında güvenmediğini de görüyoruz yani. O kadar yönetici konumunda olan birisinin yapmayacağı bir hareket ki bu! Bu işte Maat partisinde drama olsun + Hector'un Astapol veliahtı olduğu öğrenilsin diye yapılmış ama o kadar kötü bir tercih olmuş ki. Bir de neden kızı piramide sokuyorsun ki? Demin dediğimle aynı noktaya geliyoruz, neden Neftis'in burnunun dibine sokup duruyorsun kızı?! Yazarın genel olarak kral/kraliçe ağzından yazamama gibi bir sorunu var bence. Ayliz'in Neftis'e dik bakan o gözlerini Neftis'in oydurması gerekirdi. Piravunlara bile böyle davranılmıyordu ki onların tanrıların soyundan geldiğine inanılıyordu - Ayliz'in karşısında gerçek bir tanrıça var bir de. Mesela Tanrıça Hemsut ve onun hikâyesini anlatmak ve dirilirse bir felaket olacağını göstermek (büyük ihtimalle sonraki kitap - ki o da Kader Sarmalı diye düşünmekteyim - için bir gönderme) adına Hemsut'un bir tapınağımsı yeri bulunuyor, Aytun da Ayliz'e sürpriz yapıp onu kazıya sokuyor. (Ay ne romantiiiik) Yani... Yani... yani.... Neyse, susacağım. Bunlar gibi daha bir sürü hatırlamadığım şey var. Yazarın sizi götürmek istediği bir gölet var, böyle içinde kuğular var. Tchaikovsky'nin Kuğu Gölü Balesi'ni hayal edin. Ama sizi oraya çiçeklerle dolu bir çayırdan götürebilecekken çamurlu, dik, kötü kokan bir yoldan götürmeyi tercih edip duruyor. 5) İki Kitap Arasındaki Uyuşmazlık İlk kitapta bize Teb'in çok tehlikeli olduğu, Ayliz'in sokağa adım attığı anda onu satmaya çalışacaklar tarafından kaçırıldığı söylendi. Ay Düğümü'nde neredeyse 5-6 kere bu kız tacize de uğradı üstelik. Bize böylesine tehlikeli ve sıkıntılı olarak anlatılan Teb sokakları, ilk kitapta sürekli adamların girdiği, Ayliz'i iki dakika rahat bırakamadıkları Aytun ile Simge'nin kaldığı ev (başka eve geçiyorlar ama olsun) bir anda öyle güvenli bir hâl almış ki. Ayliz kaç defa tek dışarı çıkıyor (bir tanesinde gece üstelik) ama ne hikmetse kimse üzerine atlayıp "SENİ SATICAM SARIŞIN NİHAHAHAH" diye kızı ellemeye kalkmıyor? N'oldu, iki ayda Teb sokakları tecavüzcülerden ve köle tüccarlarından temizlendi mi? Ruhlar Şehri'nin Nigraların evi olduğu ve oradaki Çalıntı Ruhlar Hastanesi'nde olanların büyü gücünü emerek hayatta kaldıkları söyleniyor ama her gelen soylu kolunu sallaya sallaya şehre girip çıkıp ne hikmetse Nigralar birini kaçırmadıkça tek bir Nigra ile karşılaşmıyorlar. Ayliz tek başına arabaya atlayıp Ruhlar Şehri'ne gidip Ruhsuz Kemik Tendre ile görüşüp Aytun fark etmeden geri dönebiliyor? Ve tek bir Nigra ile karşılaşmıyor, yolda bir sapığa rastlamıyor? Hadi şehirde bu kadar sapık varsa bu insanlar Teb'de nasıl yaşıyor? O zaman Teb'in nüfusu soylular ve köleler, halk yok direkt. O zaman Neftis Uyuyuş Günü, mahkeme gibi anlarda kime "halkım" diye sesleniyor? 6) Romantizm Fazlalığı Çok fazla. Ciddiyim olması gerekenden fazla. İçine aşk serpiştirilmiş fantastik bir eser değil, içine fantastik serpiştirilmiş romantik bir eser olmuş. Romantiği azaltın. LÜTFEN, YALVARIRIM. 7) Anlatım ve Diyalog Problemleri Bu ikisi ilk kitaba göre bir tık iyi olsa da bu kitapta da kötü olmaya devam etti. Karakterler yaşları ya da pozisyonları doğrultusunda konuşup hareket etmiyor, anlatım çok çocuksu ve bazı noktalarda ergen triplerinde sıkışıp kalıyor. Her şey yüzeysel ve gerçekçilikten uzak biçimde yazılmış. Neftis'in diğerleriyle olan diyalogları asla bir Kraliçe ve Tanrıça'ya yakışmıyor. Ian ve Aytun'un tavırları asla konumlarındaki adamlara uymuyor. Ayliz asla nasıl bir konumda olduğunun farkında değil ve şımarık veletler gibi triplere girip duruyor. Simge ile Ayliz sürekli başlarında bela yokmuş gibi saçma saçma "Aşk... Ah aşk öyle bir şeydir ki... Ah, aşkının peşinden gitmelisin..." diyalogları kuruyor. Ayliz ile Aytun ya birbirini kıskanıyor ya da cringe aşk sözleri söylüyor. Anlatım size Mısır'ın havasını ve yaşanılan hikâyeyi geçirmekte bu kitapta da zorlanıyor. Mesela kitabın başında Ayliz'in "aşkımı kaybettim, artık yokum, ruhum yok, kalbim yok, BLAH BLAH BLAH" draması o kadar bana geçmedi ki. Belki de bunun sebebi ikilinin aşkına ikna olmamış olmamdır, bilemiyorum. Ah bahsi geçmişken Ayliz'in kardeşlerinin ablalarının içinde bulunduğuma verdiği tepki o kadar gerçek dışı geldi ki bana anlatamam. Üstelik bir de Ayliz geri döneceğini söyleyince verdikleri tepkiler de neydi? "Aşkının peşinden git abla..." Birisi de durup "Aşkını sikerim, ben senin KARDEŞİNİM, KARDEŞİNİN" demedi ya? Bunun benzerini Simge Aytun'a söylüyor. "Hadi beni düşünmedin, Ayliz'i de mi düşünmedin" diye. Lan ne ara kardeşlik, KARINDAŞLIK ikinci bir konuma düştü? Bu beni çok rahatsız etti. Ayliz kardeşlerinden ayrılırken iki gram üzülmedi? Neden? Öte dünyada y... Neyse cümlemi bitirmeyeceğim. İşte bunun gibi şeyler karakterleri karikatürize etmekten öteye gitmiyor. Ayliz'in kendi dünyasına dönmesinin sebebi neydi mesela? Madem geri gelecekti başka yerde saklansaydı? Madem Sedef ile tanışmalıydı Sedef rüyasına girseydi? Hikâyeye katkısı ne oldu? Anne dramasından bahsetmek bile istemiyorum... Her neyse toparlayacak olursam kötünün iyisi bir kitaptı. Umarım yazar kendini üçüncü kitapta daha da geliştirmiştir yoksa tüm karakterlerden nefret edeceğim.
AmentaGamze Çelik  · Ephesus Yayınları · 20211,230 okunma
·
1.319 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Medusanın ölü kumları'nı okuyup yorumlamanı o kadar istiyorum ki... Bu kitap kadar kötü olamaz (piramit serisini okumadım) diye düşünüyorum ama karakterleri ve dili bana cringe gelmişti. Belki beğenirsin, ben önceden okuduğumda beğenmiştim ama şimdi bana hiç hitap etmiyor. Hatta tüm seriyi wattpadde bitirmeme son 10 bölüm kaldı ama dili artık hiç sarmadığı için okuyamadım.
Sülde
Gönderi Sahibi
Bu gidişle kitap yorumladığım videolar çekicem yeminle kjdfbfkjf Gece Evi serisini gömme videosu çekmeye çalışıyorum neredeyse 2 haftadır. Twitter'da sesli sohbette konuşamayacağımı fark edince video olarak yapim dedim ama iş buna evrilicek yakında. :D