·644 syf.····Okunma: 20 Kasım 2024 23:27 Bir inceleme yazacağım zaman en zorlandığım kısım genelde ilk cümle oluyor. Ah diyorum bir başlayabilsem gerisi gelecek.
Sevdiceğimle ne zaman buluşsak mutlaka kitaplar hakkında konuşur ve kitapçının yolunu tutarız. Okunacak bir sürü kitap var almayalım dememe rağmen,kitapların büyüsüne kapılıp bir sürü kitap alıp çıkıyoruz. Yine böyle anların birinde “Mutlaka okumalısın, ben çok sevmiştim, eminim sende seveceksin” demişti, canımın canı. O kadar övdükten sonra alıp okumamak ayıp olurdu. Okuyunca anladım ki asıl ayıbı bu zamana kadar okumamakla kendime ve kitaba yapmışım. Neyse lafı çok uzatmayayım da azıcık kitap hakkında bilgiler vereyim :)
John Steinbeck, baş yapıtı olarak bilinen Cennetin Doğusu ( East of Eden ) kitabının ismini Yaratılış Kitabı’nda geçen bir bölümden seçmiş : ‘And Cain went out from the presence of the Lord, and dwelt in the Land of Nod, on the east of Eden” Ve Cain ( Kabil) tanrının huzurundan ayrılıp, cennetin doğusunda Nod’ da yaşamaya başlar.’’
Steinbeck, Cennetin Doğusu’nda yarattığı karakterlerle yaratılış kitabındaki Habil ve Kabil öyküsüne göndermeler yapar. Karakterlerini bu öykü üzerine kurar ve kurguyu paralel ilerletir. İncil’de Habil ve Kabil ‘in hikayesini anlatan ve kitapta bilge karakter Samuel’ in okuduğu bölüm tam olarak şöyledir:
‘’Adem, karısı Havva’yı tanıdı, kadın gebe kaldı ve Kabil’i doğurdu ve Tanrı’nın yardımıyla bir insan yarattım, dedi. Daha sonra kardeşi Habil’i doğurdu. Habil çoban oldu ve Kabil çiftçi oldu. Kabil dünya meyvelerinden oluşan bir armağan sundu Tanrı’ya ve Habil de öte yandan, sürüsünde ilk doğan yavrulardan ve yağlardan oluşan bir armağan sundu. Tanrı Habil’e ve armağanına beğenircesine baktı; ama Kabil’i ve armağanını beğenmedi. Kabil çok kızdı ve yüzü asıldı. Ve tanrı Kabil’e şöyle dedi: “Neden kızdın ve suratın asıldı? Kuşkusuz iyi davranırsan, yüzün dik olur ve kötü davranırsan, günah kapına dayanır ve istekleri sana yönelir, ama sen, sen ona egemen olursun. O sırada kabil, kardeşi Habil’le konuştu; ama ikisi de tarladaydılar. Kabil kardeşi Habil’in üstüne atıldı ve onu öldürdü. Tanrı Kabil’e şöyle dedi “Kardeşin Habil nerede?” o yanıt verdi: “Bilmiyorum, ben onun bekçisi miyim?” ve Tanrı şöyle dedi: “Ne yaptın? Kardeşinin kanının sesi topraktan bana haykırıyor. Şimdi senin elinden kardeşinin kanını almak için ağzını açan toprak tarafından lanetleneceksin. Toprağı ektiğin zaman, o sana artık zenginlik vermeyecek. Yeryüzünde serseri ve göçebe olacaksın.” Kabil Tanrı’ya şöyle dedi: “Cezam dayanılmayacak kadar büyük. İşte bugün beni topraktan kovuyorsun; senin yüzüne görünmeyeceğim, yeryüzünde serseri ve göçebe olacağım ve kim beni bulursa, öldürecek.” Tanrı ona şöyle dedi: “Eğer birisi Kabil’i öldürürse ondan yedi kere öç alınacaktır. Ve tanrı onu bulan kişinin öldürmemesi için Kabil’in üzerine bir işaret koydu. Sonra, Kabil, Tanrı’nın gözünden uzaklaştı ve cennetin doğusundaki Nod toprağında oturdu.”
Roman Kaliforniya’daki Salinas vadisinin detaylı anlatımı ile başlıyor. Vadinin doğasını, toprağını, iklimini benimsedikten sonra o topraklara gelip yerleşen aileleri tanıyoruz. İrlanda’dan gelerek yerleşen geniş Hamilton ailesi ile Trask’ların üzerinde ilerliyor hikaye. Bu iki farklı ailenin fertleri gün geliyor birbirinin hayatını etkiliyor. Bu süreç içerisinde Birinci Dünya Savaşı’nın izleri ve Amerikan Sivil Savaşı’na kadar geriye uzanan sahneler yer alıyor.
Cyrus Trask askerlik mesleğine hayran biridir ve askeri birlikteyken çatışma esnasında bir kurşun bacağını paramparça eder. Hayatı boyunca bunu bir gurur olarak taşır ve ordudan çıkarılıp eve gönderilmesine rağmen askerliği bir meslek gibi yaşamaya devam eder. Hem kendini hem de çevresindekileri kendisinin bir askeri deha olduğuna inandırır. İki oğlunu da bu disiplinle yetiştirmeye başlar. Oğulları, Habil ve Kabil’in hikayesindeki gibi babaları ve birbiriyle çekişen karakterler olurlar. Roman, Cyrus’un iki oğlu Charles ve Adam’ın yaşam hikayeleri ile devam eder ve yine İncil’deki hikayenin paralelinde Adam’ın sahip olacağı iki erkek çoğunun Aaron ve Cal’in yaşam öykülerine odaklanır.
İnanç, aidiyet, disiplin, dostluk, kıskançlık, aşk ve minnet, kabul edilme çabası, suçluluk, hırs ve ahlak duyguları romanda öne çıkan duygular. Her bir karakter bu duygularla ya da bu duygulara karşı savaşır. Samuel Hamilton ve çinli yardımcı Lee kitaptaki en aklı başında en bilge karakterlerdir. Zayıf bir adam olan Adam ile çocukları Aaron ve Cal üzerinde büyük etkileri olacaktır. Lee ve Samel Hamilton’ın sohbetleri kitaptaki en keyifli bölümlerdi.
John Steinbeck ‘in bu eseri hakkında kendi hayatından bölümler yer aldığına dair bilgiler var. Geniş bir aile olan Hamilton’lar gerçekte John Steinbeck’in ailesi Olive Hamilton’un ailesiymiş. Kitapta en sevdiğim karakter Samuel Hamilton ise yazarın dedesiymiş. Böyle bir dedenin John Steinbeck gibi bir torunu olması kitabı okuyanlar için hiç de sürpriz değil.
Kitapla ilgili daha yazacak çok şey var ama onlarda okuyuca kalsın. Ben son sayfaları okurken artık kitaba o kadar gömülmüştüm ki sevgili anneciğim “göremiyorsan benim yakın gözlüklerimi al” demişti :) İçine o kadar gömülmüş olmam görememekten değildi. Tam tersine kitap beni içine alsın daha da yakından görebilsem keşke diyeydi.
Sevgiyle kalın, keyifli okumalar sevgili okuyucu :)