Kambur
Şule Gürbüz ' ün kaleminden çıkan bir kitap. Dili o kadar akıcı ki kitap ilk sayfadan itibaren kendine çekiyor. Bırakamadım adeta. Bir solukta okudum zaten. Tabii kitaplara yönelik düşünceler kişiye göre değişir. Ama ben yine de merak edenlere tavsiye ederim. Bence keyif alacaklardır. Yazarın kendinden emin ve tavizsiz, sorgulamaya kapalı bakış açısı olan bir kambur karakter üzerinden bazı şeyleri sorgulatması çok hoşuma gitti. Okurken karakterin farklı açıdan baktığını, yer yer o açılardan hiç bakmadığımı fark ettiğim çok oldu.
Murat Bilge' bin kitap hakkında benim de tamamen katıldığımbir yorumu var.
“‘Genç bir yazarın ilk eseri’ denecek, ‘juvenilia’ kategorisine sokulacak hiçbir yanı yoktu Kambur’un. Olgun bir yazarın elinden çıkmış, acemiliği, sakarlığı olmayan, olgun bir metindi.” Gerçekten öyle. Yazarın diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım. Kitaba dair alıntılarla incelememi sonlandırıyorum:
Benden, bana kayıtsız kalınması ile benden nefret edilmesi arasında bir seçim yapmam istense, tereddütsüz, nefreti seçerim – kayıtsız kalınacak bir yanım yoktur. Ve ben söylemek isterim ki, her şey ve herkese kayıtsızım. Değilmişim gibi davrandığım durumlar, yaşıyormuşum gibi yapma zorunluluğumdandır.
Bana sorulsa bir gün “Kamburunun düzelmesini mi istersin, yoksa tüm insanların kambur olmasını mı?” diye, herkesi kambur görmek olurdu dileğim. Yerden yüksekliğimin bu gülünç santimleri yüzünden, yaşama da ölüme de sizlerden daha yakınım. Daha sonraları yerimi yadırgamamak için, yükselme isteğini bir türlü anlayamam.
Zaten bir portakalın doğusu batısı olduğuna inananlardan değilim – dolayısıyla dünyanın da...
Bana renk bile sormayın – bir beyazdan ya da sarıdan ne anladığınızı bilmeden size yanıt veremem.