Burada ayrıca ikna edici bir uyku sonucuna varmayı sağlayan evrensel bir, daha doğrusu iki gösterge söz konusudur. İlki dışsal farkındalığın kaybedilmesidir; dış dünyayı algılamayı bırakırsınız. Etrafınızdaki şeylerin en azından açıkça farkında değilsinizdir. Aslında kulaklarınız hala "duymakta", gözleriniz kapalı olmalarına rağmen halan "görebilmektedir". Aynı durum burun (koku), dil (tat alma) ve deri (dokunma) gibi diğer duyu organları için de geçerlidir.
Bütün bu sinyaller beyninizin merkezine akmaya devam eder ama yolculuk siz uykudayken burada, duyusal buluşma bölgesinde son bulur. Sinyaller talamus denen bir yapıda kurulmuş algısal bir barikat tarafından engellenir. Bir limondan birazcık daha küçük, oval, pürüzsüz bir yapı olan talamus, beynin duyusal kapısıdır. Hangi duyusal sinyallerin bu kapıdan geçeceğine, hangilerinin geçmeyeceğine talamus karar verir. İmtiyazlı geçiş hakkı kazananlar beyninizin üst kısmındaki kortekse gönderilip orada bilinçli olarak algılanırlar. Talamus sağlıklı bir uykunun başlangıcında kapılarını kilitleyerek beyne duyusal bir kesinti dayatmış olur ve o sinyallerin kortekse doğru yola devam etmesini önler. Sonuç olarak dışsal duyu organlarınızdan aktarılan bilgi yayınlarının bilinçli olarak farkına varamazsınız. O anda beyniniz etrafınızı çevreleyen dış dünyayla temasını kesmiştir. Başka bir deyişle uykudasınızdır.
Uykuyla ilgili size ait, sizin belirlediğiniz yargınızı yönlendiren ikinci özellik ise birbiriyle çelişen iki şekilde yaşanan bir zamanda bozulma hissidir. En bariz düzeyde, uyuduğunuzda bilinçli zaman algınızı kaybedersiniz, kronometrik bir boşluk oluşur. Bir uçakta en son uyuyakaldığınız zamanı düşünün. Uyandığınızda muhtemelen ne kadar uyuduğunuzu anlamak için saatinize bakmışsınızdır. Neden? Çünkü siz uykudayken zaman mefhumunuz görünüşte kaybolmuştu. Uyandığınızda sizi uyuduğunuzdan emin kılan şey, bu zaman boşluğu hissidir.
Ancak her ne kadar uykudayken bilinçli zaman haritalamanız kaybolsa da bilinçsiz bir düzeyde zaman, beyin tarafından inanılmaz bir kesinlikle sınıflandırılmaya devam eder. Ertesi sabah belli bir saatte uyanma ihtiyacı duyduğunuz zamanlar olduğundan eminim. Belki de erken saatte kalkacak bir uçağa yetişmeniz gerekiyordu. Yatmadan önce saatinizi dikkatle 06.00'ya kurdunuz. Ancak mucize eseri saat 05.58'de yardım almadan ve saatin çalmasından hemen önce uyandınız. Öyle görünüyor ki beyniniz siz uykudayken zamanı kayda değer bir netlikle kaydetmeye devam edebiliyor. Beynin içinde gerçekleşen diğer pek çok operasyonda olduğu gibi uyku sırasında da bu kesin zaman bilgisine bilinçli erişiminiz kesiliyor, o kadar. Her şey bilinç radarının altında uçup sadece ihtiyaç halinde yüzeye çıkıyor.
Burada bahsedilmeye değer bir zamansal bozulma daha var: uykunun da ötesinde, rüyalardaki zaman genişlemesi. Rüyalarda zaman tam olarak zaman değildir, sıklıkla daha uzundur. Sizi bir rüyadan uyandıran saatinizin erteleme düğmesine bastığınız bir zamanı hatırlayın. Kendinize enfes bir beş dakika daha tanımıştınız. Rüyanıza geri döndünüz. Size tanınan beş dakikanın sonunda saatiniz itaatkar bir şekilde tekrar çalmaya başladı ama size hiç de öyle gelmedi. O beş dakika içinde siz bir saat ya da belki de daha uzun süre rüya görmüş gibi hissetmiş olabilirsiniz. Uykunun rüya görmediğiniz ve bütün zaman farkındalığınızı kaybettiğiniz evresinin aksine rüyalarda zaman algınız korunur. Tek fark bu zaman algısının doğru olmamasıdır, genellikle rüya süresi gerçek zamana göre daha uzundur.