·245 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Kasım 2024 17:42 Büyük bir iddia ile başlıyorum incelemeye. İhsan Oktay Anar, yaşayan en iyi Türk yazarlardan biridir. (Aslında bu kişiler bir elin parmağını geçmez.) Bunu sadece kendi deneyimlerime dayanarak söylemiyorum. Birçok kişinin böyle düşündüğünü biliyorum.
Şöyle ki; bu yazardan okuduğum ilk eser. Daha ilk eserden niye bu kadar iddialısın diye soracak olursanız eğer ben de cevabı şöyle veririm: daha önce farklı farklı milletlerden, kültürlerden eserler okudum. Çok fazla kitap okudum diyemem belki ama çeşitli okudum diyebilirim. Rus, Fransız, İngiliz, Amerika ve Türk, birçok farklı edebiyat tarzını keşfettim ve en derin kuyularına kadar daldım. Kendimce bazı eserleri karşılaştırabileceğimi düşünüyorum. Ve kesinlikle bu yazarda birşeyler olduğunu söyleyebilirim. Bir şeyler... Garip bir şeyler... Olağanüstü bir şeyler...
Genellikle bu tür eserler, kapılması zor, sıkıcı ve garip olarak sınıflandırılır. En azından ben öyle yapardım. Lakin bu eserde bunun tam tersi kitaba kapılmam, kendimi kitapta bulmam -hem de olağanca garipliklere rağmen- çok zor olmadı. Hatta saniyeler sürdü.
İçerikle alakalı konuşacak olursak; eserin dili süslü değil tabi birkaç eski sözcük yer alıyor ama mutlaka anlamını biliyorsunuzdur, nerdeyse herkesin bildiği kelimeler. Birbiriyle bağlantılı birçok hikayeden oluşuyor.
Tamam, durun durun baştan alalım. Ölüm, herkesin korktuğu, gençlerin ansızın kendisini bulacak diye ürperdiği, yaşlıların artık hazır olduğunu düşünüp kenara çekildiği ama her düşündüğünde tüğlerinin diken diken olduğu Ölüm.
Çok değil bundan 30 yıl önce nam salmış bir kabadayı vardı. Kestiği raconlarla ünlü bir babayiğitti. Babayiğit dediğime bakmayın, iki karısının yardımı olmadan donunu bile değiştirmeyen, keyfi kaçarsa karılarına birkaç tokat yapıştıran, millete yalan yanlış yiğitlik hikayeleri anlatan safsatacı haysiyetsizin biriydi. Birgün bakkala uğradığında ensesinde soğuk bir nefes üflendiğini hissetti. Büyük bir ürperti ile arkasını döndüğünde Ölüm'ün dipsiz mavi gözleriyle karşılaştı. Ferman verilmişti, ilahi güç kabadayının ölmesini karar kılmıştı. Kabadayı hemen Ölüm'e bir oyun teklif etti. Ölüm severdi şans oyunlarını. Kabul etti tabi ki. O sırada canı alınacak diğer kişiyi yanına oyun eşi olarak alacak sonrasını halledecekti. İhtiyarı torunlarının yanından zar zor alıp oyun için geldiklerinde kabadayının yanında herşeyden habersiz candostu olduğunu gördüler. Oyuna başlandı, hadi ama Ölüm'ü yenmek mümkün müydü? Sonuç belliydi. Kabadayının candostu karşısında ki korkunç kişinin Ölüm olduğunu öğrenince çok sinirlendi ve silahını çekerek kabadayıyı oracıkta vurdu. Kabadayının elleri armut toplamıyordu, o da vurulmadan önce silahını çekmiş, candostunu vurmayı başarmıştı. Ölüm'e gerek kalmamıştı. Ölüm, ihtiyarı yanına alarak diğer öldürecek kişiye, Uzun İhsan'a gidecekti. Yolda ihtiyar ile birbirlerine hikayeler anlatacaklar, her bir hikaye için Ölüm ihtiyara birer saat verecekti. Ve böylece bizim mistik maceralarımız başlamış bulunacaktı.
Birçok konuya değinilmişti, din, mitoloji, efsaneler, gerçek hayatlar ve olağanüstü olaylar.
Her yönden harika, akıcı, nasıl diyeyim çok lezzetli...enfes, harikulade bir okuma deneyimiydi. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyor ve iyi okumalar diliyorum.
"Evet, çocukluk,cennetin tâ kendisiydi ve cennet de seyredilmeye değerdi."