Kadın hikayelerini okumayı her zaman çok sevmişimdir. Yaşamın en zorlu dönemlerinde hem kendisi hem de çocukları için kararlar almak zorunda kalan Fereiba'nın hikayesi yaşamın gerçekleri ile dolu. Afganistan'da kadın olmak desem herkesin aklından neler geçeceğini tahmin ediyorum.
Ülkesinden kaçmak zorunda kalanların hikayesi ancak bu kadar derinden anlatılabilirdi. Sevgisiz büyümek, yalnızlık ve çaresizlik gibi kavramların zemininde çocukları için zorla bir mücadeleye giren bir kadının hikayesini okurken yaşamı gerçekleriyle yüzleşiyorsunuz. Bazen jüçük bir çocuğun birden yetişkin olmak zorunda kaldığı dünyada ne kadar çok acımasızlık var, düşünmeden edemiyorsunuz.
Anne kelimesinin derinliğini yazar öyle güzel vermiş ki etkilenmemek mümkün değil. Fereiba annesiz büyüyen bir çocukken, yaşamın ona sunduğu tüm detayları okurken onu sarıp sarmalamak istiyorsunuz. Onun giderek büyüyen yalnızlığı içinizde bir yerlere çok dokunacak. Sonrasındaki zamanlarda onun için artık evlilik vakti gelmişti. Bu her şeyin bir sonu mu yoksa başlangıcı mı olacağını bilmek zordu. Bundan sonra güzergah çok başka şekilde değişti.
Fereiba ve onun hikayesi o kadar tanıdık ki. Yaşamın içinde sayısız insan var, sadece isimleri farklı. Daha henüz doğarken annesini kaybedip, erkek cinsiyetinin baskınlığını yaşamının her döneminde hissetmiş, çaresizlik, yalnızlık, evlendikten sonra her şeyin değişeceğini düşünürken çok daha büyük kayıplarla yüzleştikten sonra çocukları ile birlikte ülkeden kaçmaya çalışan bir kadının hikayesi...
Çok ama çok etkileyiciydi...