·396 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Ekim 2024 00:00 Flaubert, beş yıl süren yazma serüveni sonunda ortaya çıkan ve yayımlanmasıyla büyük bir sansasyona neden olan Madam Bovary ile
zamanın burjuvasını ve romantizm akımını eleştirirken, realizmin öncüsü ve modern romanın da kurucusu olmuş.
Tek düze bir insan olan Charles’ın kasaba doktoru olduktan sonra yolunun kesiştiği Emma’yla evlenmesiyle başlayan hikaye, Emma’nın tatmin olmamış arzularının ve ihtiraslarının peşinden sürüklenirken yavaş yavaş bir çıkmaza doğru savruluşunu anlatıyor.
Gerekçeleri makul gelmese de, güçlü ve tatmin olmamış bir ruhun, ızdırabını dindirebilmek adına, sürekli bir arayış içinde olmasını; bu arayışın, sonuçlarının iyi ya da kötü olmasından bağımsız olarak, ne kadar güçlü ve hatta tehlikeli bir itki doğurabileceğini olayların doğal akışında net bir şekilde gösteriyor.
Ayrıca bir birlikteliğin mutluluğa dönüşmesi için, beklenti ve hayallerin denkliğinin bazen sanıldığından daha önemli olabildiği, görmek istemeyen bir insanın, gözünün önündekilere karşı bile kör olabildiği gibi mesajları çaktırmadan cebimize atıp, yer yer dini değerlere ve zamanın din algısına dair sorgulamalardan da payımıza düşeni aldığımız çok yönlü bir kitap.
Bir kitapta, herhangi bir erkek karakterin özne olduğu durumlarda onaylanmasa da okunup geçilecek olaylar, bir kadın karakter tarafından icra ediliyor olunca yerin yerinden oynamasına ve yazarının yargılanmasına neden olmuş. Bu yönüyle amacı bu olmasa da, toplumsal ahlak algısının cinsiyete göre nasıl da boyut değiştirdiğini de somut olarak gözler önüne sermiş bir kitap.
Bunların dışında Flaubert’in, kitap boyunca okuduğumuz tüm o sansasyonel olayları, sakin bir gözlemci edasıyla sunduğu, hiçbir yargı içermeyen ve muhteşem psikolojik tahliller, betimlemeler barındıran sade anlatımı da oldukça etkileyici.
Bovarizm kavramını edebiyata kazandıran, Aşk-ı Memnu gibi birçok başka romana ilham olan bu kitabı, edebiyata ilgisi olan herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
Zira ne demiş zamanın edebiyat otoriteleri
“Şairler nasıl bahara şükran duyuyorsa, romancılar da Flaubert’e şükran duymalı. Çünkü onunla her şey yeniden başlar.”