Etrafımızda gördüğümüz çoğu kişi görebilme yeteneğine sahip. Fakat bunu sorguladığımda aklıma bir soru geliyor; gerçekten görebilme yeteneği görme fiilini gerçekleştirmek için yeterli mi?
Kitap bir adamın trafikte yeşil ışığın yanmasını beklerken kör olmasıyla başlıyor. Bu körlük ki, adamın gittiği doktora giden kadının uğradığı eczacıya kadar, iletişim kurulan herkese er ya da geç bulaşıyor. Sebebi olmayan bir körlük bu, aniden çıkan ve gözün yapısında herhangi bir değişikliğe sebep olmayan.
Bu körlüğün sebepsiz yere olmasından çok sadece tek bir kişinin bu körlüğe yakalanmaması daha ilginç bir ayrıntı bence. Ortada günden güne yayılan ve bir ülkeyi esir alan, sebebi ve ortaya çıkışı belli olmayan "fiziksel" bir hastalıktan söz ediliyor görünüşte ama olayın derinlerine inildiğinde anlatılmak istenen şey bu kadar da basit değil.
Ben yazarın körlük hastalığı derken bahsettiği problemin, bizler, yani görüp fark edemeyen körler olduğunu düşünüyorum. Körlük, sadece bir fiziksel yoksunluk değil diyor yazar. Etrafındaki olan biten şeylerden haberi olmayan kişiler, bilimin, sanatın, gelişimin tadını almayan öğrenciler, sabah akşam tek işinin para kazanıp geçinmek olduğunu savunan yetişkinler... Bunların hepsi bir tür körlük aslında. Ve sanıyorum ki, körlüğün bu türü, körlük hastalığının türleri arasında en tehlikeli olanı.
Yazar, hayata, duygulara, düşüncelere karşı olan kayıtsızlığın ya da bir başka deyişle "körlüğün" getirdiği tehlikeleri oldukça somutlaştırıp kitabına yansıtmış. Kurgusu oldukça sürükleyici ve konusu da bir o kadar özgün bir kitaptı. Bu kitaba bir şans vermenizi öneririm.