Puan vermedi·524 syf.····Okunma: 26 Kasım 2024 21:24 Merhaba.
Masuniyet Müzesi kitabı 1970'li yılların İstanbul'unda başlayan 1990'lara kadar devam eden saplantılı bir aşk kurgusu diyebilirim. Zengin çocuğu Kemal'in düzenli bir ilişkisi, güzel ve eğitimli nişanlısı Sibel ile planları varken, uzak akrabalarının fakir kızı Füsun'a aşık oluyor. Başta küçük bir kaçamak gibi başlayan bu ilişki saplantılı bir tutkuya dönüşüyor. Tıpkı izlediğimiz eski Yeşilçam filmleri tadını veren kitapta, 'zengin erkek fakir kız' klişesi öyle bir işlenmiş ki, bazen bu kadar uzamasına sinir olacağınız sayfaları yine de bitirmek hevesine kapılıyorsunuz. Roman “hayatımın en mutlu ânıymış bilmiyordum.” cümlesiyle başlar ve “herkes bilsin çok mutlu bir hayat yaşadım.“ cümlesi ile sona erer. Bu cümlelerle aslında Kemal mutsuz bir hayat yaşadığını düşünenlere gerekli cevabı da vermiştir.Müze aşkımdan mıdır nedir bilemiyorum ama bu kitaba kötü eleştiri yapasım gelmedi. Önyargılı olanlar isterlerse yine okumasınlar bu kitabı. Halbuki bir kitabı bazen üslubu ve yoğun duyguları hissettirebilmesi hatırına, kalıplarımızın dışına çıkıp okuyabilmeliyiz. Kitabın sonlarına doğru olan ve benim de duygularıma değen bir alıntıyı da paylaşmadan duramayacağım. "Masumiyet Müzesi'ne gelecek kalabalıklar, inşallah geçici sergilerimizi de gezecekler ve o zaman çöp evlerde, dernek toplantılarında tanıştığım İstanbullu gariban kardeşlerimin, gemi fotoğrafı, gazoz kapağı, kibrit kutusu, mandal, kartpostal, artist ve ünlü resmi ve küpe toplayan takıntılı koleksiyoncularımızın biriktirdiklerini görecekler. Bu sergilerin, koleksiyonların hikayeleri de kataloglarda, romanlarda anlatılsın. O günlerde eşyaları seyrederek Füsun ile Kemal'in aşkını huşu ve saygı ile anan ziyaretçiler hikayenin Leyla ile Mecnun gibi, Hüsn ile Aşk gibi, yalnızca aşıkların değil, bütün bir alemin, yani İstanbul'un hikayesi olduğunu da anlayacaklardır."