Elindeki ile Yetin
10/10
·154 syf.··
Beğendi
·
2024 8. kitabı
İhsan Oktay Anar'a 'Puslu Kıtalar Atlası' ile başlayıp 'Tiamat' ile devam etmiştim. Her ne kadar doğru bir sıralama ile gitmemiş olsam dahi ilk kitabını nasıl bir zevk ve heyecanla okuduysam son kitabınıda aynı heyecanla okudum. Dilini, yazma şekilleri, üslubunu ve yeteneğini sevdiğim hatta bayıldığım bu yazara şimdi ikinci kitabı olan 'Kitab-ül Hiyel' ile devam etmek istedim. Kitab-ül Hiyel'in daha ilk cümlesini okur okumaz yine muhteşem bir eseri elime aldığımı biliyordum. Daha ilk cümlesinde okuru başka yerlere götüren, tıpkı masal anlatıyormuş gibi yazılan şahane bir eser. Osmanlı'da gencecik yaşında kılıç ustası olan Yafes Çelebi'nin hünerlerini anlatarak başlar, Anar. Daha önceleri yaptığı kılıçların çok iyi olması ve bir yeniçerinin savaş meydanında düşmanı omuzundan kalça kısmına kadar tek hamlede ikiye bölmesi ile kılıç ustasının ünlenmesi ve çarşı şeyhinin gedik açma belgesi( Osmanlı da bir iş yeri açmak için çarşının en yetkilisi olan şeyhten alınan bir nevi ruhsat gibi bir belge) verilerek bir kılıç atölyesi açması ile başlar hayata Yafes Çelebi. İsmi bir ortamda geçtiğinde her ne kadar menkıbeleri anlatılsa dahi aynı anda yüzünü ekşitip arkasından küfür edeni de çok olan bir kişiye dönüşmüştür Yafes Çelebi. Üstelik bunun nedeni yaptığı kılıçtır. Bulunduğu zamanın koşulları gereği mucit yanını göstererek daha önce hiç yapılmayan makas şeklinde ve düşmanı kesinlikle alt edebilen bir kılıcı yaptığı için esnaf, şeyh, ustası gibi insanların sert tepkisi ile karşılaşıp kovulur bulunduğu meslekten. Anar üstelik romanını anlatırken bir yandan da dönemin koşullarından, meyhanelerinden, Nizam-ı Cedid ve yeniçeri ocağından bile bahseder. Üstelik yeniçeriyi anlatırken; yüzlerinde pislik, ellerinde kan, ağızlarından küfür akan diye nitelendirir. Hiçbir emre uymadığı ve insanlara işkence eden bu yeniçerilerin yaptığı kötülükleri ise olduğu gibi aktarır. Burada belki de kendisi post-modern bir romancı olduğu için eskiye değil de daha çok yeniye meraklıdır. Yeninin getirdiği düzen, eskinin yaptığı o çarpık düzeni yıkmak ister. Anar'ı okurken ki diğer kitaplarında da böyleydi mizahi üslubunu ve bir çiviye varan kadar çizimlerini ve mühendisliğe dair o keskin zekasını öyle güzel birleştiriyor ki her okuduğum sayfada yüzümde gülümseme ile kalıyorum. Hiyelkar olan Yafes Çelebi, yaptığı icatlar ile sadece kendi hayatını değil başkalarının hayatlarını da etkiler. Sırf babası gösterişli bir düğün istiyor diye varını yoğunu evlenmeye ve para biriktirmeye adayan, sevdiği kız uğruna gece gündüz çalışıp, Şam'da üç yıl kalan Zencefil Çelebi, Yafes Çelebi'nin bir askeri icadı olan 'Debbâbe'si' için elindeki tüm parayı icada yatırır ama işin sonunda elinde olan tek şey başkası ile evlenen sevdiği ve beş parasız kalışı olur. Eğer elindeki ile yetinmeyi bilseydi belki de hayatı mutlu mesut, sevdiği kadın ile geçecek olan Zencefil Çelebi'nin hayatı dağılmış olur. Burada Anar'ın demek istediği elindeki ile yetinmeyi öğrenip, metaya fazla önem vermenin istenmeyen sonuçlara yol açabileceği. Yafes Çelebi yeni icatlar bulur. Yeni savaş makinaları, yeni toplar... Bunları bulduğunda da padişaha sunmak ister ama bunları sunmadan önce istida(dilekçe) yazması ve bunu padişaha kadar ulaştırması gerekir. Daha önce Zencefil Çelebi'nin geçtiği yollardan bu sefer o geçer. Vermediği rüşvet, işitmediği söz, içeri girebilmek için yardım istemediği kimse kalmaz. Her seferinde de başarısız olur. Ne olursa olsun yine de pes etmez bu arayışını hep sürdürür. Ya içindeki ulaşma arzusuna yenik düşer ya da kaybetme korkusuna. Hiyelkar Yafes Çelebi'nin kendince yapabileceği en büyük ve son icat bir 'Tahtelbahir ( Denizaltı)'dir'. Bunun için tefecilerin eline düşecek kadar borç bile alır. Tahtelbahirini yapar, ama bu sefer de işler istediği gibi gitmez ve bir kaza sonucu tahtelbahir batar. Üstelik Yafes Çelebi bu batma esnasında son anda kurtulur. Bundan sonra ise icat yapmayı bırakıp hayatına devam eder. Yine bence İhsan Oktay Anar'ın bize söylemek istediği metanın bu sonu gelmeyen düzende peşine düşmenin anlamsız ve hayatımıza mal olabileceğidir. Aklımda bir yerlerde hala Yafes Çelebi'nin, Büyük İskender'in o iktidar taşını ele geçirip kaybettiği yerdeki evinin içinde hiyel kitaplarına dalıp yeni şeyler bulmak için çırpınması geliyor. Diğer bölümde ise artık hiyel ilmi ile uğraşan kişi Calûd'tur. Calûd, hiyelkar Yafes Efendi'nin kölesidir. Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan der ya atalarımız işte Calûd'ta, Yafes Efendi'nin yanında durmaktan hiyel ilmine merak salar. Efendisinin tövbe edip yakması için verdiği kitapları yakmaz ve hiyel ilmini öğrenmeye karar verir. Okuduğu ve öğrendiği bilgiler sonunda Calûd ise bir devri daim makinasını yapmanın ve sonsuzluğa ulaşmanın peşine düşer. Bu makinayı yaptıktan sonra sonsuz bir güce ve herşeye hükmedebileceğini düşünüp bu icat için her yolu dener. Ama efendisinden farklı olarak o gittiği yollarda asla geri dönmeden, insan öldürmeye varana kadar ilerler. Hırs ve iktidar Calûd için en önemli mesele haline gelir. Köle olarak başladığı yaşamına efendi olarak devam eder. Üstelik yanına iki tane daha hiyelkar kardeş alıp her türlü işlerini onlara yaptırır. Yafes Çelebi'nin ona iyi davrandığı gibi davranmaz üstelik kendi çalışanlarına işkence dahi eder. Kendisini üst insan olarak gördüğü için bir soyunun olması gerektiğine karar vererek sekiz tane kadın ile evlenir ve her çocuk teşebbüsünde cenin ölü olarak doğar ve o da bulunduğu evin içinde bulunun onlarca çocuğu karanlık kuyuya atar. Bir yerden sonra işler istemediği gibi gelişir ve Anar'ın tarifi ile 'Zekeri' kesilen Calûd iktidarsız kalır ve alay konusu olur. Artık çocukları olmayan Calûd, sırf aklındaki icadı gerçekleştirebilmek için yanına kendi ölümünden sonra dahi icadı devam ettirebilecek birini almak ister ve yetimhaneden Üzeyir'i alır. Yıllarca Üzeyir'e hiyel ilmini öğretir. En sonunda Üzeyir içinde işleri istediği gitmez. Her üç karakter olan Yafes Çelebi, Calûd ve Üzeyir iktidar taşının peşinden gidip hayatlarını çürütürler. Sınır tanımamazlıkları ise onların sonu olur. Her okuduğumda güldüren ve cidden İhsan Oktay Anar'ın derin hayal gücüne hayran olduğum, farklı farklı isim bulma şekilleri ise bana göre hikaye anlatmada ustalığını gösterdiği bir başka yön. Buzağızade Maymun İlham Efendi, Altıparmak Şaban Bey, Çakmak Tayyar Paşa, Lodosçu Feridun Efendi, Merkep Abidin Efendi... ve daha niceleri. Kurmaca ve gerçeği o kadar iç içe ve birbirinden ayırt edilemeyecek bir şekilde veriyor ki bu verdiği isimler cidden var mı? ya da yok mu? diye düşünüyorum hep. Tabi aralarda kendini okura Uzun İhsan Efendi olarak hatırlatması, çekik kaşlarından bahsetmesi ise hoşuma giden diğer yönü. Bütün kitap boyunca aklımda kalan bir cümle varsa o da; elindeki ile yetinmeli insan cümlesidir. Her ne olursa olsun aç gözlü davranmayıp elinde olanın değerini bilip yaşamı ona göre sürdürmek Anar'ın bence bize vermek istediği mesaj. İlgimi çeken bir diğer kısım ise İhsan Oktay Anar'ın taklit ve kopya gibi olguları roman yazma konusunda uyarlaması. Kopya varolan şeyi bire bir aynı, içine birşey katmayarak anlatırken, taklit ise varolan şeye kendinden birşey katarak, özneyi bir tutarak, aynı nesneyi alıp yeni yorumlar getirerek yapar. Belki bunu kendi post-modern romancılığına özet olarak vermek istemiş olabilir ki gayet beğendiğim bir tespitti. Hayatın kendisi mucizelerle doluyken şaşırmamak elde mi? derken zaten kitaplarında bize farklı gelen konuları ve anlatım şeklini böyle nitelendirir. Madem bu kadar şaşılacak ve içine yeni eklenecek şeyler varken yazmalıyım ve bunu insanlığa sunmalıyım diye düşünmüş olabilir Anar. Anar'ın, Kitab-ül Hiyel'de beğenmediğim tek yönü ise kadın karakter yazma konusundaki tavrı. Kadınlar bu kitapta ya aşufte, kerhanede çalışan ya da sadece doğum yapmak ve erkeklerinin cinsel ve hayati isteklerini karşılamak için var olan varlıklarmış gibi varolması. Evet belki dünyada erkek gücü daha egemen olabilir ama bu gücü ona verenin ise kadınlar olduğunu düşünüyorum. Kadının olmadığı erkekliğin bir anlamı olduğunu sanmıyorum. Tek eleştirebileceğim ve bana göre eksik olan yönü burası. Umarım İhsan Oktay Anar daha çok yazar ve biz onu daha çok okuma imkanı buluruz.
Edebiyat
Kitab-ül Hiyelİhsan Oktay Anar · İletişim Yayıncılık · 20205,8bin okunma
·
147 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.