Bu kitap beni yordu.Aslında dörtten daha çok sayfa sayısına sahip değil.Ama bölümler çok uzundu.Olaylar yavaş ilerliyordu.Daha fazla yollarda geçiyor gibiydi.Bunaldığım yerler oldu, bu ne saçma şey ben bunları niye okuyorum dediğim zamanlar da oldu, bunlar da nereden çıktı yeterince karakter ismiyle boğuşmuyor muyum ben diye söylediğim yerler de.Bence bu kitap çok rahat 800 sayfaya indirilebilirdi.Ama Robert Jordan böyle olmasını tercih etmiş.
Bu kitapta yeni bi toplulukla karşılaşmadık.Çok fazla yeni büyü teknikleri görmedik.Daha çok Üç Kat Topraklar’da, Elayna ve Nynaeve’nin yollarda başlarına gelenler ve adeta haberleşme ağına çevirdikleri Düşler Dünyası arasında gidip geldik.Ve tabi süreli Gölgedöllerinin yaptığı saldırıları püskürmek ve zaferle sonuçlanan iki savaşı da unutmayalım.Bunun dışında çok da bir şey yoktu kitapta.
Karakterlerden bahsedelim;
Rand’ın karakter gelişiminden memnunum.Bir hedefi olması ve bu hedefe ulaşabilmek için kendini sürekli geliştirmeye çabalaması güzel bir şey.Ne kadar soğuk olmaya, duygusuz olmaya çalışsa da onun için ölen her insan için üzülüyor ama yine de yapılması gerekeni yapıyor.Oldukça istikrarlı buldum kendisini.Yalnız şu Morgase hakkında öğrendiği şeyi nasıl kimseye söylemez uyarmaz hala aklım almıyor.Bir iki kişiyle paylaşması yeterdi.Bunu yapmış olsaydı şimdi Elayne beni affet diye dövünmezdi.Aşk mevzusuna ise hiç girmiyorum.Bu gidişle kendine bi harem kuracak.Gidişat öyle gösteriyor :D
Egwene, Nynaeve ve Elayne...Bu kadınlara ne oldu?Bu kadınların derdi ne?Paylaşılamayan bu şey nedir ki bu kadar atışıp durdular?Sürekli bi tartışma, sürekli bi fikir ayrımı, sürekli birbirine bi laf sokmalar.Birbirini yiyip bitirmedikleri anlarda ise kendilerini yiyip bitiriyorlar.Valla okurken sıkıldım.Ve tartışmaların yarısının sebebini anlayamadım bile.En azından Elayne ve Nynaeve saf saf Tar Valon’a gitmedi.O kapıdan girdikleri an işleri biterdi.
Mat yine aynı Mat.Sürekli gitme planları yapıyor.Kadınlarla vakit geçirmek, zar atmak, kazandığı paralarla gezip tozmak istiyor.Adamın hayali bundan ibaret.Peki gitti mi derseniz ona da hayır.Mızmızlanmaları son buldu mu?Asla.En azından Rand’ı sürekli suçlamaları azaldı.Bu da bir şey.
Suena ve Min’i çok fazla göremedim.Özellikle Suena ve Gareth’i daha sık görmek isterdim.Bu ikiliyi çok merak ediyorum.
Masema karakterine ısınmıştım ama şu anki hali insanı çileden çıkartır.Ejdere resmen tapıyor ve aksi davranan herkesi asıyor.Rand bu yaptıklarını duyunca ne tepki verecek merakla bekliyorum doğrusu.
Moiraine beni bu kitapta en çok şaşırtan kişi olabilir.Rand’ı yönlendiremeyeceğini kabullenmesi, ondan özür dilemesi, ona asla karışmayacağını söylemesi ve tek isteğinin yanında durup ona bilmesi gerekenleri öğretmesi için yalvarması..Yalvarmak, evet.Hala şoklardayım.Bir Aes Sedai’nin böyle davranacağı hayatta aklıma gelmezdi.Kesin bir planı var bunun diye düşünürken (aslında gerçekten de varmış ama düşündüğüm gibi bir şey hiç değildi) o son sahne ile ağzım açık kaldı.Ve onun için üzülürken buldum kendimi.
Diğer bir üzücü şey neydi biliyor musunuz?Bu kitapta Perrin yoktu.Neden!Her yerde gözlerim onu aradı.Her yerde!Sadece bi iki defa adı geçiyor, o kadar.Şu an çok mutlu olduğunu biliyorum ve bunu sonuna kadar hak etti.Ama o da burada olmalıydı :( Eğer altıncı kitapta da yoksa büyük olay çıkar.
Lan, Moiraine ile ilgili olan şey yüzünden gruptan ayrılmak zorunda kaldı.Ve daha ikinci kitaptan şüphelendiğim şey gerçekleşirse çok sevineceğim.Ama umarım bu sahne için kitabın yarısını, hatta daha da kötüsü sonunu beklemek zorunda kalmam.Çünkü kitap 1080 sayfa!Şimdiden gözümde büyüyor.
Yine uzun bir inceleme oldu, biliyorum ama naparsınız hikaye de çok uzundu.Bi sonraki incelemede görüşmek üzere, kitaplarla kalın. :)