10/10
·160 syf.··
2024 8. kitabı
Sabahattin Ali'den Kürk Mantolu Madonna . Neredeyse herkesin bildiği bir başyapıt.. Tam 1943 yılı Okurken sizi sayfalarca sürükleyen, bir insanın ruhsal analizinin ve yaşadıklarını öyle sade ve akıcı bir dille okuyorsunuz ki sanki onlar oradayken sizde yanlarında onları izliyorsunuz... ÖZETİ İşten atılan bir insan.. Sokaklarda, meydanlarda dolaşıp vakit öldüren bir insan. Yine aynı vakitte dışarıdayken mektep arkadaşı Hamdi Beyle karşılaşır. Hamdi onu arabasına daha sonra evine akşam yemeğine davet eder. İşinin olmadığını öğrenince kendisi vasıtasıyla çalıştığı şirkete gider. Aslında gidip gitmemek arasında kalır ancak kendini böyle hakaretlere layık gördüğünü söyler ve içeriye girer. Hamdi Bey ona işlerinin arasından gelerek yeni işinin şirketinin bankayla olan işlerine bakmasını olduğunu söyler. Çalışacağı oda da tercümen Raif Efendinin odasıdır. Raif Efendiyi tanıdıkça onun ne kadar umursamaz, tepkisiz, duygusuz, öfkelenmeyen veya sevinmeyen bir beyefendi olduğunu fark etti. Hasta olduğunda evine birkaç kez gitme fırsatı bulmuştu. İş yerinde nasıl yok gibiyse evinde de evlatları, baldızı, enişteleri tarafından parasını aldıkları insan konumundaydı. Buna çok şaşırıyordu, onun neden böyle olduğu konusunda bilgi sahibi olmak istiyordu ancak Raif Efendi sohbetler sırasında çok dikkatliydi, her şeyi geçiştiriyordu. Yine hastalığının uzun sürdüğü bir anda kontrol etmek amacıyla evine doğru gitti. Raif efendi çok hastaydı, doktorlar gidip geliyordu. Gözünü açtığı sırada arkadaşından ondan masasındaki eşyaları getirmesini rica etti. ertesi gün eşyalarını getirdiği görünce elindeki siyah kaplı defteri sobaya atmasını ondan istedi. O ise okumak, en azından sevdiği dostu hakkında bilgi sahibi olmak istiyordu. Rica eder dille bunu ona söyledi, okuduktan sonra onun gözlerinin önünde yakacaktı. Raif Efendi onay verdikten sonra asıl olay başladı. Ta en baştan, Raif Efendi'nin gençlik yıllarından başlıyordu. Babasının onu okutmak istediğini, bunun gereksiz bir şey olduğunu düşünüp Almanya'ya kendi işleri olan sabunculuğun ince ayrıntılarını, özel tekniklerini öğrenip gelmesini istedi. Raif için bu bir fırsattı. Avrupa denen yeri görecekti. Almanya'ya gittiğinde sabun fabrikasına gitmek yerine, pansiyonda, müzelere ve resim galerilerine giderek vaktini geçirdi. Yine bir resim sergisinde eserleri incelerken bir kürk mantolu kadın portresi gözüne çarpar. Soluk yüzlü, siyah kaşlı, siyah gözlü, koyu kumral saçlı ve asil bir kadın portresiydi. Günler geçti her gün bu resmin önünde oturur seyre dalardı. Bunu fark eden bir grup ressamdan içlerinden bir kadın; bu resmi çok mu beğendiğini, kime benzettiğini sorar. Rahatsız olduğunu fark eden kadın, Raif'in yanından ayrılır. Raif de bir daha oraya uğramaz. Pansiyondaki dul kadınla sarhoş bir şekilde sokakta yürürken portrede gördüğü kadınla karşı karşıya gelir. Yine aynı gün aynı saat gördüğü yere gitti, tekrar görebilirim umuduyla. Kapı aralığında gizlenirken kürk mantolu bir kadın geçti. Arkasından takip ederek Atlantik adında bir eğlence mekanına girdiler. Eğlence bittikten sonra ise kadın, yanına geldi. Resim sergisine neden gelmediğini sorunca o an fark etti, resim sergisinde yanına gelip sohbet eden kadın olduğunu. Beraber eşlik ettiler evlerine kadar. Kendisinin garip bir kadın olduğunu, birçok şeye tahammül etmesi gerektiğini söyledi ona. Raif sadece sizi anlamaya çalışacağım dedi. En son isminin Maria olduğunu söyleyerek vedalaştılar. Ertesi gün Nebahat bahçelerinde buluşmaya gittiğinde sürekli benden sıkılabilirsiniz, fazla ümitkâr olmayın, başka şeyler bekleyerek ileride darılmayın gibi sözlerle uzun uzun konuştu. Bu sözler Raif'i sersemleştirse de sizi gayet iyi anlıyorum diye söze başladı. 'İkimiz de birer insan arıyorduk, kendi insanımızı.. Eğer birbirimizde bunu bulursak harikulade bir şey olur' diyerek devam etti. Yine bir akşam buluşmasında bir eğlence yeri olan 'Avrupa'ya' gittiler. İçecekler, danslar, oyunların her çeşidi vardı. Raif ve Maria dans etmeye başlamışlardı. Kısa bir süre sonra "Şimdi geliyorum" dedi ve uzaklaştı. Uzun bir müddet bekleyen Raif, kalkıp etrafta Maria'yı aramaya başladı. Buğulu kapının arkasında beyazlı bir kadını görünce hemen dışarı fırladı ve kadını gördü. "Nerede kaldınız, delirdiniz mi" diyerek çıkıştı. Çünkü Maria Puder kıyafetleri ile kaç dakikadır bir kış günü dışarıdaydı. Raif neredeyse ağlayacak diye korkuyor, bir an evvel evine götürüp bırakmak istiyordu. Maria çok eğlenmiş bir şekilde evin yolunu tuttular. Raif kapıyı açtı ve beraberce içeriye girdiler. Geçirdikleri gecenin ardından sabah beraber uyanmışlardı. Maria tekrar aynı düşüncelerini sıralamaya başladı: "Biz birbirimize her zaman uzağız, içimde hep bir boşluk var, başka türlü olmak isterdim ancak hiçbir şey hissetmiyorum..." Bana bir kere gül ve ondan sonra git dedi. Güldü ve elimi yüzüme kapatarak dışarı fırladı. Birkaç gün ne yaptığını bilmeden gezinip durdu. Korktuğu başına geldi. Ancak sabahleyin o kadar kolay kabul ettiği korkunç kararı değiştirmesi gerektiğini düşündü. Çalıştığı mekana Atlantik'e gitti. Gece geç saatlere kadar beklese de gelmedi, bugün gelmeyeceğini söylediklerinde hastalığının ilerlediğini düşünüp evine doğru hızlı adımlarla gitti. Penceresinde ışık yoktu, herhalde uyuyordu diyerek pansiyonun yolunu tuttu. Üç gün arka arkaya aynı şekilde onu bekledi ancak hiçbir şey yapamadan geriye döndü. Beşinci gün onun gene işine gitmediğini anlayınca, Atlantik'e telefon etti. Demek sahiden hastaydı. Ondan kaçmak için 'işine gitme saatlerini değiştirerek beni savdıracak değildir ya' diye düşündükten sona evinin yolunu tuttu. Kapıyı acele bir şekilde çaldı. Bu sırada karşı taraftaki kapı aralandı ve orada kimse olmadığını, Annesini Prag'dan gelmediğini kendisinin de bakacak kimsesi olmadığı için hastaneye kaldırıldığını söyledi. Teşekkür dahi edemeden hastanenin yolunu tuttu. Hastanede yirmi beş gün kaldığı sürece ona ziyaretçi saatlerinde refakat etti. Bana sen daha iyi bakarsın diyerek hastaneden beraberce ayrıldılar. Maria'nın evinde birlikte yaşamaya başladılar. Sabahları beraber uyanıyor, öğleden sonra Raif fabrikaya gidiyor akşam da dışarıda gördüklerini anlatıyordu. Pansiyona gidip eşyalarını toplamaya karar verdi. Raif'in geldiğini gören hizmetçi elindeki telgraf metnini ona verdi. Eniştesindendi. Babasının öldüğünden, yol parasını gönderdiğinden ve derhal gelmesinden bahsediyordu. Avuç içi kadar kağıdın her şeyi altüst etmesinden korkuyordu. Uzun bir süre sonra kavuştuğu veya ikna ettiği kadını şimdi bırakıp gitmesi gerekti. Maria da annesini yanına Prag'a gideceğinden ancak Raif'in nereye çağırırsa oraya geleceğinden bahsetti. Çağıracağım... Muhakkak çağıracağım... Polonya ve Romanya üzerinden Türkiye'ye döndü. Havrana vardığında evlerinin kapatıldığını annesinin büyük eniştesinde kaldığını gördü. Babasının işlerini eline almak istediğinde ise ölümünden evvel mirasın bölüştürüldüğünü anladı ancak bir türlü düşen malları öğrenemedi. Türkiye'ye geldikten sonra Maria ile sık sık mektuplaştı. Ona vereceği çok güzel bir haber olduğunu bunu geldiğinde öğreneceğinden bahsetti. Üst üste yazdığı mektupların hiçbirine karşılık gelmemeye başladı. Ve yazdığı mektupların hepsini geri geldiğini görünce de bütün korkuları doğru çıktı. Maria Puder ile tanışmadan evvelki boş, gayesiz haller eskisinden daha ıstıraplı halde yeniden başlamıştı. Bir şekilde hayatın akışında sürüklendi karısının akrabası sayesinde lisan bildiği için bankaya aldırdı. Çarşıda dolaşırken bir kadın tarafından kolundan yakalandı ve bu ses" Herr Raif" diyordu. Bu Almanca ifadeden fena halde şaşırmıştı. Kadına baktığında Almanya'daki pansiyonda olan dul kadındı. Tren garına doğru yürümesine eşlik etti. Maria'yı sormak için fırsat kolluyordu. Tanıdığını belli etmeden birkaç soru sordu. Çünkü bu kadınının Maria'nın uzaktan akrabası olduğunu biliyordu. İyi bir ressamdı dedi. "Şimdi değil mi" diye sordu Raif? "tabii değil, çünkü artık yaşamıyor"... 'Nasıl' diyebildi sadece. Kadın onun ağır bir hastalık atlattığını doktora gittiğinde de gebe olduğunu öğrendiğini fakat annesinin ısrarlarına rağmen babasının kim olduğunu öğrenemediğini, hep sonra öğreneceksin dediğini, gebeliğin sonlarına doğru doğumunun tehlikeli bulunduğunu ve doğumdan sonra birkaç hafta nöbetler geçirip koma halinde öldüğünü, kızının evvela bir Türk'ten bahsettiğini ancak öğrenemediğini anlattı. Raif dul kadının yanındaki kızı göstererek bu kız mı diye sordu ve evet yanıtını aldı. Tren kalkmak üzereydi. Kadın hemen vagona atladı ve uzaklaştılar. On seneden beri ona karşı duyduğu hiddeti şimdi anlamıştı. Onunla ilgili her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlamaya başladı." Sabah oluyordu. Raif Efendiye verdiği sözü tutmak için evinin yolunu tuttu. içerideki kargaşa olduğunu gördü ve nedenini hemen anlayıp başını öne eğdi. İçimde onu kaybetmiş gibi değil bulmuş gibi hissediyordu...
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,3bin okunma
·
136 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.