Führer Uğruna Kaybolan Hayatlar
8/10
·110 syf.··
2024 5. kitabı
John Steinbeck'ten okuduğum 4. roman. Daha önceleri Gazap Üzümleri'ni okuduğumda yıllarca aklımda hep o muhteşem roman ve romanın sonunda 'Rozaşarn'ın' o bir tablo gibi kitabı bitirişi gitmiyordu. Şimdi yine Steinbeck okuyorum. Bu sefer bi Nazi zulmünü görmek için. Kitabın başında Steinbeck, Nazi komutanı olan Albay Lanser'ı çok güzel betimlemiş. Almanların o kendine has ve emin duruşlarını burada da görmekteyiz. Albay Lanser'ı okurken aklıma 'Soysuzlar Çetesi' filminde Alman komutanın, çiftliği işgal ettikten sonra sanki ezelden beri o çiftliğin sahibi oymuş gibi olan tavrı aklıma geldi. Burada da Albay Lanser aynı tavıra sahip olarak işgal ettiği yerin Belediye Başkanı olan, Başkan Orden'ın karşısına çıkar. Kendinden emin, ve herşeyi başarabilecekleri eda ile. Kasaba işgal edilir. Her ne kadar bu işgal tamamen çarpışarak alınmamış olsa da kendilerini çok güçlü sanan Almanlar böyle anlamak isterler. İşgal bittikten sonra Başkan Orden ve Albay Lanser arasında bir anlaşma imzalanması gerekir. Başkan için herşeyin ötesinde Lanser'a sorduğu sorulardan biri; işgal edilirken şehrimde direniş oldu mu sorusudur. Başkan Orden her ne kadar karşılarında bir müfreze birlik görmüş olsa bile halkının çarpışmadan bu kenti verdiğine inanmak istemez. Evet başkanın istediği gibi bir direniş olmasa bile ufak çaplı olabilecek bir karşı koyma olmuştu tabi ki. Ama burada önemli olan Almanların kendileri yenilmez ve karşı konulmaz sanıp Albay Lanser'ın da dediği gibi 'direnmek çok hüzünlü ve aptalcaydı' tavırları olur. Burada bence önemli olan bir yer işgal edildikten sonra varolan otoritelerin sadece kendilerini ve hayatlarını düşünmeleri. Tıpkı Başkan Orden gibi işgalden sonra Nazilerle iş birliği içinde görünmek belki de yıllardır yaptığı başkanlık için endişe uyandıracaktır. Genelde Alman ordularının 2. Dünya Savaşı'nda işgal ettikleri yerler çok stratejik yerler olur. Demir, kömür, altın madenleri, gıda ve benzeri türevlerinin en çok olduğu yerleri işgal ederek silahlı bir mücadeleden çok halkı bıktırma politikası ile ilerleyerek yapmak isterler. Burada da aynı şeyi yaparak iktidarlarını varolan iktidar yanında sürdürmenin çabası içine girerler ki herhangi bir direniş olursa daha büyük bir hale gelmesin diye. İlerleyen kısımlarda Steinbeck, nazi komutanlarının nasıl kişiler olduklarını ve iç dünyalarını tasvir eder. Birçoğunun aslında savaşla alakası olmayan, günlük yaşamda çok ayrı düşünen hepsine savaş zamanı zırh geçirilip tek düşünme tarzına sahip olduklarını anlatmaya çalışır. Asker olduktan sonra kendi düşüncelerinin ve eylemlerinin bir önemi kalmaz. Önemli olan Führer'in onlar için söylediği emirlerdir. Savaşın ve fethetmenin başta askerler için kutsal gelip gün geçtikçe bunun soğukluğunu ve gerçekliğini anlamaları ve psikolojilerini bozacak dereceye kadar gelmesi. Steinbeck bunu ustaca ve bireyin iç dünyasını atlamadan güzel bir şekilde aktarmış. Hitler'in saplantılı düşünceleri yüzünden kaybolan hayatların, kurşuna dizilen insanların, evine dönmek isteyen askerlerin, her ne koşulda olursa olsun bu emirler onların hayatına mal olsa bile dönmeyen askerlerin hayatları biter. Ezilen, yemek verilmeyen, soğuk kış günlerinde bile yerin altında çalışan ve tek bir sözcük bile ederse hiç düşünülmeden öldürülen madencileri Steinbeck göstermeye çalışmış. Ellerinde silah olmasa dahi insanlar bir direniş gösterip, yerlerini istila eden bu askerler ile savaşmak ister. Askerler artık halkı aç bırakıp onlara bir çatışmadan daha fazla yük getirecek ve sinirlerini bozacak o taktiği uygular. Bana göre kitabın tek ve iyi yanı, kitabın sonunda Başkan Orden'in Sokrates savunmasını okuyarak bitirmesi idi. Onu yargılayan ve ölüme mahkum eden insalara karşı Sokrates tarihi bir konuşma yapar. Bu konuşmanın aynısını Başkan Orden ise Albay Lanser'a yapar. John Steinbeck'in romanlarına bayılıyorum ama bence bu romanı yetersiz kalmış. İnsanların açıkçası pasif kalması, çok hareket edememesi, tek tek öldürülmeleri ve bunu sindirmeleri bence tam yansıtılamamıştı. Diğer kitaplarında insanların mücadelesini güçlü bir biçimde gördüğümüz Steinbeck kurgusal olarak bu romanda yetersizdi ama dil olarak mükemmel bir dile sahip olduğunu söylemeliyim. Romanı okurken aklıma hep 'Narvik' filmi geliyor. Film ile kitap arasında büyük ölçüde benzerlik var. Orada da Nazilerin işgal ettiği bir İsviçre kasabasında geçiyor olaylar. Ama bu kasabada insanlar daha çok direniş ruhuna sahip, kendilerine ait olan haklara daha çok sahip çıkıyorlar.
Edebiyat
Ay BatarkenJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 20162,350 okunma
·
60 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.