Bu ismi gerek oyunlardan gerekse dizilerden muhtemelen duymuştur bir çoğumuz. Son derece popüler ve diziyle birlikte de popülerliği zirveye çıkmış bir yapım. Aslında bu yapımı ilk kez kitaplarıyla duymuş olmak beni bir tık gururlandırıyor:) Ve incelememe geçmeden önce benim gibi evren hakkında hiçbir bilgisi olmayanlar için kısa bir bilgilendirme ve konudan bahsedeceğim;
Hikayemiz insanların, elflerin, cücelerin, cadıların, ejderhaların, çeşitli canavarların (kurt adamlar, vampirler, periler, cinler, melezler ve adını yazamadığım çeşitli yaratık -kitabın girişinde hepsinden alfabetik bir sırayla bahsediliyor.) ve kötü yaratıkları haklayan efsanevi Witcher'ların yaşadığı bir 'orta çağ'da geçiyor. Witcher; çocukluklarında kimi kimsesi olmayan yetimlerin Kaer Morhen adı verilen bir kalede eğitim gördükten sonra almış oldukları isim. Ama bunlar sıradan eğitimler değil. Canavarlarla baş edebilmek için aldıkları dövüş eğitimlerinin yanı sıra zehirli iksirlerle bağışıklıklarına yeni bir boyut kazandırılıyor. Witcher'lar arasında nadiren de olsa elementleri farklı şekillerde kullanabilen ve büyü yapabilenler de mevcut. Maalesef bu eğitimlerin oldukça zorlu tarafları ve yan etkileri de var. Pek çok çocuk bu eğitimlerden geçemeyip ölüyor. Hikayemizin esas kahramanı olan Rivyalı Geralt ise bu yan etkilerden nasibini saçlarının kırlaşmasıyla almış:).
Bu kitabımız saç renginden dolayı 'Beyaz Kurt' olarak anılan Rivyalı Geralt'ın hayatından kesitleri kısa kısa hikâyeler şeklinde karşımıza çıkaran bir novella.
Açıkçası kitaba çok 'Wooah' bir beklentiyle başlamadım. Beğeneceğimi tabii ki umuyordum ama hiçbir zaman zihnimde bir Yüzüklerin Efendisi ya da Buz ve Ateşin Şarkısı'yla kıyaslamadım. Sadece yeni ve sağlam kurulmuş bir epik/fantastik evren okumak istiyordum ve bu açıdan beklentimi karşıladı.
Okuduğum çoğu fantastik kitapta şikayetim karakter gelişimleri ya da evren inşaası üzerine oluyor. Neredeyse elime geçen her fırsatta 'sınırları çizilmeyen' evrelere karşı duyduğum nefreti dile getiriyorum. Bu kitaba bakınca ilk gözümüze çarpan evren sınırsızlığı gibi gelebilir çünkü üstte de belirttiğim gibi kurt adamlardan tutun elflere kadar her türlü yaratık karşımıza çıkıyor. Ama bu bana sınırsızlık gibi gelmedi çünkü yaratılan evren böyle. İçinde arayacağınız her türlü iblisvari yaratık var ve Sapkowski o kadar güzel kurgulamış ki hiç göze batmıyor. Şimdi bu yaratıklar arasından Gölge Avcıları ( Kemikler Şehri) çıksa bile garipsemem dbxbdbbd. Yani anlayacağınız yaratılan evreni beğendim ve önceleri de söylediğim gibi bende açıp haritaya bakma gereği uyandıran evrenleri okumayı seviyorum ve bu kitap bana bunu da sağladı. Geralt'ın seyahatleri üzerinden ilerlediği için gittiği her yere neresi olduğunu merak edip haritadan bakıyordum. (Haritayı telefonuma indirdim çünkü kitapta yoktu, büyük eksiklik bence.)
Kitap dediğim gibi Geralt'ın seyahatleri üzerinden ilerliyor. İlk bölüm Geralt'ın yabancı bir krallığın ensest ilişkiden doğup daha sonra lanetlenerek 'striga' adlı bir yaratığa dönüşen prensesini kurtarmasıyla başlıyor. Geralt strigayla boğuşması sırasında derin bir yara alır ve iyileşmek için bir arkadaşının yanına, tapınağa çekilir. Geralt'ın tapınakta yaşadıklarını kitap boyunca defalarca karşımıza çıkan 'Mantığın Sesi' bölümlerinden okuruz, bunlar dışındaki bölümlerde de -Geralt mabette dinlendiği sırada- eski yaşantısını kısa kısa hikâyeler şeklinde okuyoruz.
Bu hikâyeler hepimizin çocukken ağzı kulaklarında dinlediği/okuduğu masalların daha korkunç ve travmatik versiyonlarının yeniden anlatımı gibi. Güzel ve Çirkin, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Kül Kedisi, Alaaddin'in Cini... Bu hikâyelerin hepsini farklı versiyonlar olarak beğendim. Okunması keyifliydi. Ama Geralt'ın gittiği her yerde hor görülüp kovulması beni çok üzüyordu:") aralarından favorim Pamuk Prenses oldu. Bu kitaptaki hikâyede minnoş bir prenses değil de bir çete lideri.
Kitabın yazım dili çok akıcı ama edebî bir beklentiniz olmasın. Kitabın asıl dili Lehçe ve bizim dilimize Almanca'dan çevrilmiş. Lehçe'den Almanca'ya, Almanca'dan Türkçe'ye yani. Bu yüzden sanırım pek bir edebî yani yoktu. Pegasus Yayınları elinden geleni yapıp bize bu eseri bir şekilde kazandırmış, kendisine teşekkürler ama doğrudan Lehçe'den çevrilseydi tadı başka olurdu tabii (ama ülkemizde Lehçe çevirmen yokkkk). Diyaloglar çok modern, esprili bir dili var ve garip bir sekilde bu espriler günümüz standartlarına uyuyor:)) güzeldi ama bir yerden sonra çok kendini tekrar ettiğini hissettim o yüzden sıkmaya başladı. Neyse ki kısaydı.
Kitap kısaca Witcher evrenine giriş kitabıydı. 2. kitapta bu kitap gibi kısa kısa hikâyelerden oluşuyor o yüzden hemen okuyup aradan çıkarmayı düşünüyorum. Daha sonra 3. kitapla gerçek Witcher hikâyesine başlayacağız.
İncelemem umarım faydalı olmuştur. Size de öneririm kitabı. Keyifli okumalar.