Diyorlar ki; batan o küçük tekne Titanik, kendiyle beraber devasa bir de kitap gömmüşmüş okyanusun bağrına: Ömer Hayyam'ın derkenarlarına kendi anekdotlarını yazdığı yegane Rubai nüshası.
Elin Amerika'lı gazetecisi yine rahat durmuyor ve nüshanın peşinde İran'a seyahate çıkıyor. Tabi süreç onun için birazcık pürüzlü oluyor. Kıymetsiz küçük bir devrimcik-i İran ve koskocaman bir aşk tufanı. Amma velakin Yazar Amin'in duvarındaki saatte yaşanan teknik birtakım sıkıntılar yüzünden kitap lineer bir olay örgüsüne sahip olamıyor. Rubai'nin peşinden taa Ortaçağ'ın ebesinin nikahına: saf ve vizyonsuz siyasetçi Nizamülmülk'ün, merhamet ve şefkat abidesi sıhhiyeci Hasan Sabbah'ın ve nazımda kabiliyetten yoksun sözelci Ömer Hayyam'ın öykülerine şahit oluyoruz.
Ve efendiler, kitabımızın arka kapağını geriye bir çok tarihi malumattan ziyade insani pek çok ruhsal deneyimle kapatmış oluyor, bu Doğu-Batı şirazesi makul adamın yazılarına yeniden minnettar oluyoruz.