Öncelikle bu kitabı henüz okumamış olanlar için bir uyarı yapmak istiyorum. Elinizdeki bu kitap yazarın postmodern polisiye serisinin son kitabıdır. Öncelikle Bir Cinayet Romanı ve Sonuncu Sonbahar romanlarının okunmasında büyük fayda vardır. Bu iki kitap okunmadan da okunabilir ancak son bölüm sizin için hiçbir anlam ifade etmez ve "sonunu beğenmedim", "hiçbir şey anlamadım", "beklentilerimi karşılamadı" gibi bir sonuca varabilirsiniz. Bu uyarının ardından romana geçebiliriz.
Not: İnceleme içerisinde tatkaçıran / spoiler yer almaktadır.
"Cinayet Fakültesi", "Sonuncu Sonbahar" kitabının on yıl sonrasında geçmekte. Emin Köklü üniversiteden emekli olup bir Ege kasabasına yerleşmiş ve sakin, sıkıcı bir hayat sürmektedir. Burada "şans" eseri tanıştığı, eski öğrencisi olan (?) Narin ile bir yakınlaşmanın eşiğindedir. Bir gün önceki iki kitapta kendisine yardımcı olan Haydar Bilir ile yine tesadüfen (?) karşılaşır. Haydar Bilir de emeklilikten sıkılmıştır ve gazetede gördüğü birbiriyle bağlantılı görünen cinayetleri Emin'e gösterir ve ikili bu haberler üstüne düşünerek bir cinayet çözme oyunu oynamaya karar verir. Ancak bu oyunun gerçeğe dönüşmesi kaçınılmazdır.
Bir gece Emin'in kapısına perişan halde gelen Narin yeğeninin öldürüldüğünü söyler. Öldürülen yeğen Emin ve Haydar'ın üstüne düşündükleri cinayetlerin birindeki Melek Tucker'dır. Böylece Emin, Haydar ve Narin İstanbul'a giderek olayı derinlemesine araştırmaya karar verir.
Bu olay esnasında Emin ve Narin arasında bir yakınlaşma olur. Emin ve Haydar bir özel üniversite içinde araştırmalarını sürdürürler. Burada olayların gelişimine ve yaşananlara detaylıca girmeyeceğim ancak romanın tahlili için son bölüme değinmek zorundayım.
Son bölümde olaylar sonuca bağlandıktan ve cinayetler çözülüp katil belli olduktan sonra Emin bir karakterle karşılaşır. Önceki iki romandan tanıdığımız, Emin'in eski karısı, Akın Erkan. Bu bölümle birlikte roman üstkurmaca düzlemine geçer. Olayların esas kurgucusunun, her şeyi belirleyenin, tüm karakterleri yönlendirenin Akın olduğunu öğreniriz. Akın on yıldır yazamamaktadır ve Emin'i yönlendirerek, diğer karakterlerin cinayetler işlemesini sağlayarak yeni bir roman kurgular.
Peki bu romanın yazarı kimdir? Akın'ın teşvikleri ve ana kurgucu olduğu açıktır. Narin'i Emin'e göndererek cinayetlerin içine çekmeye çalışmış ve onu yeniden dedektifliğe soyundurmuştur. Ancak Emin önceden de Haydar aracılığıyla cinayetlere zaten bulaşmıştır. Bu yönüyle Haydar Bilir, Emin Köklü'nün de kurgu üstündeki etkisini ortaya koyar. Akın Erkan bir virüs ise Haydar da Emin Köklü'nün bu virüs ile başa çıkmasında ona yardımcı olan aşı gibidir.
Roman her ne kadar Akın'ın istediği yönde gelişse de Emin'in kararları da kurgunun gelişiminde önemli bir rol oynar ve iki karakterin savaşını görürüz. Akın ve Emin arasındaki ilişkinin bu romanda daha detaylı aktarılması da bu savaşı iyice gözler önüne sürer. Akın'ın "Şu romanı bir bitireyim de..." ve "Bu sadece bir roman... Sersem!" demesi de kurmacayı kendisi oluştursa da Emin'in de ne kadar etkili olduğunu gösterir. İkinci romanda kesin bir mağlubiyet yaşayan Emin Köklü, bu romanla birlikte durumu eşitlemiş gibidir.
Postmodern bir anlatı olan bu roman diğer iki roman gibi OYUN teması etrafında döner. Akın'ın amacı bir roman yazmak ancak aynı zamanda bir oyun oynamaktır. Sezen Hanım kimliğiyle girdiği üniversitedeki bilgisayarının şifresi de "OYUN"dur. Yazar bize iki karakterin roman kurma oyununu ve mücadelesini aktarır bize.
Sonuç olarak şunu da belirtmeliyim ki düz bir polisiye roman okumak isteyen, olayların çorap söküğü gibi gittiği, her şeyin apaçık ortaya döküldüğü bir kitap okumak isteyenler için uygun bir roman değil bu kitap. Okurundan emek isteyen, olaylardan çok nedenlere ve kurmacanın kendisine odaklanan postmodern bir kitap var elimizde.