Savaş, Savaş ve Savaş
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2024 141. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Aralık 2024 02:05
Nereden anlatmaya başlasam tam olarak bilmiyorum. Bu tarz gerçekten yaşanmış olduğunu bildiğim romanları okurken normal bir kurgu okumasına göre çok daha fazla acı hissediyorum doğal olarak. Gözlerimin sık sık dolması da bu yüzden muhtemelen. Bu kitabın her ne kadar filmi olsa da (baya ödüllü falan, inanılmaz övülen bir film hatta) kitabını okumadan filmi izlemek istememiştim. Bence filmler ne kadar dokunaklı olursa olsun, hiçbir şey kitapta okuduklarınızın gözünüzün önünde canlanması kadar vurucu bir etkiye neden olmuyor. Yazarın bu konudaki başarısı muazzam. Ama işin garibi bir klasik okur gibi betimlemelere boğmuyor sizi gözünüzde canlandırmanız için. Okuduklarınız o an gerçekten bir askerin gözünden, anlık olarak aktarılırmış gibi gerçek ve yalın. Bu açıdan ne söylesem dili ve üslubunun benzersizliği konusunda eksik kalır diyeceklerim. Birçok yerde -zamanında romanın yazılmasından sonra gazetelerde, eleştirilerde- kitabın başkarakteri olan Paul'un yazarın kendisi için seçtiği bir isim, romanın içeriğinin yazarın kendisinin başına gelenlerin ifadesi olduğunu söylüyorlar, daha doğrusu iddia ediyorlar. Fakat yazar bu teorilere bir açıklık getirmemeyi tercih ediyor. Birçok kişinin böyle düşünmesinin nedeni de yazarın bu anlatım dilidir diye tahmin ediyorum, okuduklarınızın birinin başına gelmemiş olması imkansızmış gibi hissettiriyor. Birinci Dünya Savaşı dönemini Alman bir askerin gözünden anlatan bir eser bu. Yazar önceleri başka bir gazeteyle iletişime geçse de eserin savaş karşıtı görüşleri nedeniyle ilk görüşmesi başarısızlıkla sonuçlanıyor. İkinci başvurduğu yerde ise savaş karşıtı görüşleri biraz törpülemesini istiyorlar ki buna rağmen, yayınlandıktan sonra eser Almanya'da yasaklanıyor. Hatta yazar ülkesinden sürgün ediliyor, kız kardeşi ise farklı nedenlerle olsa da, savaş karşıtı görüşleri de olduğu bilinerek, idam ediliyor. Okuduğunuz her şey çok korkunç, çok keskin, çok yıkıcı. Bir askerin sadece binlerce tesadüf ile hayatta kaldığını söylüyor bir yerde yazar. Yaşadıkları koşulları anlatırken, birbirlerinin başlarına gelenleri, ölenleri kalanları sayarken, barınacak bir yer ve yiyecek telaşları içinde savaşırken kaybolup gittiklerini okuyorsunuz ve birçok yerde yazarın da söylediği gibi, bir nesil kaybediliyor bu savaşta. Savaştan döndüğünde asla aynı insan olmayacak, hayatta bir gayeye tutunmakta zorluk çekecek koca bir enkaz kalıyor geriye. Savaş karşıtı görüşleri olan yazarları bu tür tutumların çok yaygın olduğu yıllar aslında, ki günümüzde ne kadar değişti bu durum, tartışılır. Stefan Zweig'in Mecburiyet kitabında da yazarın kendisinin savaştan kaçması ve savaş karşıtı görüşlerini okurken, aynı iç sıkıntısını hissetmiştim. Bir atasözümüz vardır "Atlar tepişir, eşekler dayak yer." diye. Tüm savaşlar bu söze bağlanıyor bir yerde. Söz hakkımız olmayan masalarda kararlar verilip, izinleri olmadan insanların canları sanki bir kağıt parçasıymış gibi çar çur ediliyor. Ölenler isim isim bilinmiyor, kimsenin hayatı, değeri, önemi kalmıyor. Sadece sayılar kalıyor geriye. Günümüzde halen savaşın ne demek olduğu bilinmiyorsa, dönüp bir geçmişe bakmamız, bir iki kitap okumamız yetecek aslında. Keyifli okumalar dilerim, Kitaplarla kalın.
İnceleme
Garp Cephesinde Yeni Bir Şey YokErich Maria Remarque · Everest Yayınları · 20224,052 okunma
·
201 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.