Okuduğuma çok memnun kaldım. Beklentisiz ama söz konusu vampirler olduğu için saf bir merakla başladım. Bir süre Stephen King okumayı düşünmüyordum ama bu yıl çıkan Salems Lot isimli filmi izledikten sonra kitabını çok merak ettim.
Film fena değildi ama izlenmesi gereken çok şey varmış gibi hissettim. Geçiştirilmiş ve çok hızlı anlatılmış gibiydi. Kitabı okuduktan sonra hislerimde haklı çıktığımı anladım.
Başrol karakterimiz Ben Mears, bir yazar ve çocukken yaşadığı Salems Lot kasabasına geri dönerek yeni kitabı için ilham bulmayı umuyor. Aslında amacı daha kişisel. Bir çok ürkütücü ve gizemli olaylarla ve dedikodularla meşhur olmuş, Salems Lot’taki Marsten köşkünü görmek istiyor. Çocukken edindiği ve yetişkin yaşamında da devam eden kabuslarıyla yüzleşmek ve kurtulmak istiyordu. Ne yazık ki kabuslarından kurtulmak yerine yeni kabuslar kazandı. Hem de çok daha fenasını...
Vampir Barlow ve onun insan hizmetkarı Marsten köşkünü satın alarak adeta kasabaya musallat oluyor. Çocuklar kaybolmaya, insanlar ölmeye başlıyor. Gündüzleri bir şey sezmeyen kasaba halkı zamanla geceleri rüyalara çöken kabuslar gibi şeyler yaşıyorlar. Tek fark yaşadıkları dehşetin gerçek olması.
Stephen King, kasabayı o kadar güzel ve kapsamlı anlatıyor ki içine çekildim. Her bir aile her bir dükkan, kasabanın süt dağıtıcısından, çöpçüsüne kadar her şeyi gizli bir kamera gibi izliyorum sanki. Tüm kasaba ve tüm evlerin içini kuş bakışı bir görünümden görüyor gibiyim. Ve o insanların tek tek vampirler tarafından avlanması ve her şeyin farkında olan Ben’le arkadaşlarının mücadele etmesi... Korkunç olmaktan ziyade gerilimle karışık bir dramaydı.
Ama en çok hayran olduğum karakter küçük bir çocuk olan Mark’tı. O kadar akıllı, sağduyulu ve soğukkanlıydı ki, yetişkinlerden daha iyi mücadele etti. Çocuk olmanın getirdiği çok düşünmeden hareket etme güdüleriyle onlardan daha cesurdu. Ama bu aptal bir cesaret değildi.
Kitap kendi başına bir film gibi. Kesinlikle filmden önce kitabını okuyun. Yazılan sahneler, vampirlerin saklanma şekilleri, Ben’le Mark’ın Barlow’u öldürme mücadelesi ve Barlow’un ortaya çıkışını anlatan geçmişi... Kesinlikle çok daha etkileyici.
Stephen KingKorku Ağı