*Yaşamayı beceremesen bile, kendini bir türlü anlayamasan bile, yaşamı ve kendini bu kadar sevdiğini ancak bu taşa yatınca anladığını ama çok geç kaldığını.
Ama çok geç kaldığını.
Kime diyebildin?*
İçinde 8 öykünün bulunduğu 80 sayfalık bir kitap. Tamamen isminden ve kapağından etkilenerek aldığım için pek de bir beklentim yoktu kitaptan. Ama öyle olmadı. Özellikle ilk iki hikaye beni öylesine etkiledi ki gerçekten çok beğendim. Yazarın dili, üslubu ve kalemi gerçekten çok güzeldi. Betimlemeleri, kelimeleri kullanma gücü, kelimelerle duyguları tarif edebilmesi takdire şayandı.
*Nedameti hiç getirilmeyecek bir günahın insanı olmayı, hangi serviler altında nöbet tutmak temize çekebilir?*
1. ve 2. hikaye birbiriyle, 3. ve 4. hikaye de birbiriyle bağlantılıydı. İlk öyküyü iki farklı gözden okudum. İlk göz ölüme giden bir kadının gözüydü, ikinci göz ise ölümün. Kadının adım adım ölüme neden ve nasıl gittiğini anlamaya çalışırken bir yandan da ölümü kendinden dinledim. Bir kadının sadece kadınsal görevlerinden bahsedildiği, hayatının her şeyi tıkırında ayarlanmış bir robottan farksız olduğu, en yakınındaki insanların bile onun duygularının olmadığını sandığı bir kadın..İkinci öykü ise; karısı yaşarken onu anlamamış, onun farkına varmamış, onunla yaşamamış ve onu kaybettikten sonra bu farkındalığa vararak üzülmüş bir eşi okudum. Ölüme kendi isteğiyle mi yoksa farkında olmadan mı gittiği ikilemini beraber yaşadık. Adam üzüldü, ben adama kızdım. Adam bir şeylerin farkına vardı, ben adama kızdım. Adam ağladı, ben adama kızdım.
Üçüncü öyküde eşcinsel bir karakterden bahsedildiği için pek hoşlanmadım. Yeri gelmişken söyleyeyim, eşcinselliğin bir tercih olmadığını ve tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu düşünüyorum. O yüzden bunu asla normalleştirmiyorum ve normalleştiren şeyleri de benimsemiyorum. Dördüncü öyküdeki karakterin eşinin gözündendi. Diğer kalan dört öykünün ikisini yine beğendim ama son ikisini pek de anlamadım. İlk iki öykü o kadar iyiydi ki o yüzden kitap benim için iyi bir konumda.
*Ondan çok şey öğrendim ve hiçbir şey öğrenemedim.*
*Bu şehrin bin bir sureti var da insanının yüzü yok.*
*Yaslı yüreklerin içinde kırk mum yandı. Kırkıncı güne erenlerin sonuncu mumu hiç sönmeyecekti.
* Yaşamayı bir görev, sevmeyi bir ödev bellemeni seni musalla taşında yıkarken görebildiler mi? Anladılar mı?*