B. Nihan Eren’in Nefeshane’si, nefes temasını odağına alarak bireyin beden, ruh ve şehirle kurduğu çatışmalı ilişkiyi görünür kılan, sıkışma ve açılma hâllerini ince ince işleyen bir öykü kitabı olarak okunabilir. Sekiz öykü boyunca nefes, yalnızca biyolojik bir işlev değil, varoluşun, arzu ve tıkanmanın, devam etme isteği ile tükenme korkusunun simgesel bir odağına dönüşür.
.
Nefeshane’de nefes, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgiyi, sürdürülmek istenen ama bir yandan da kaçılmak istenen hayatları simgeleyen temel imge hâline gelir. Öykülerdeki karakterler, çoğu zaman kendilerine dar gelen bedenlerde, rollerde ve mekânlarda nefes almaya çalışırken okuru da kendi nefes alışverişinin farkına varmaya davet eder. Kitabın atmosferi karanlık ve gerilimli bir tonda ilerler ancak bu karanlık, salt karamsarlıktan değil, karakterlerin iç dünyalarına dürüst ve çıplak bir bakışın yarattığı rahatsız edici aydınlıktan beslenir. İstanbul’un da panoramik biçimde başrole yaklaştığı bu dünyada şehir, yalnızca fon değil, karakterlerin ruh hâlini çoğaltan, sıkışmayı ve yabancılaşmayı büyüten bir unsur olarak kurgulanır.
.
Eren’in öykülerinde cinsel kimliği toplumsal normlarla çatışan, bedeni ruhuna dar gelen ya da mesleki ve ailevi rollerin içine sıkışmış karakterler öne çıkar. Bu karakterler çoğu zaman “yanlış yerde, yanlış bedende, yanlış zamanda” olmanın ağırlığını taşırken, nefes aynı anda hem kurtuluş umudu hem de bu sıkışmanın en görünür belirtisi hâline gelir. “Leyla’nın Üflediği” gibi öykülerde kadınlık, iktidar ve mülkiyet ilişkileri, bedensel deneyim ve sosyal beklentiler üzerinden sert ama incelikli bir biçimde tartışılır. Leyla’nın kendi varoluşunun ve gücünün farkında oluşu, buna rağmen erkek egemen düzen içinde yönlendirilen hareket alanı, kitabın genelindeki kadın