Var mı içinizde “kırık dökük” hikayeleriniz, onaramadığınız yaralar, dönüşü mümkün olmayan yollar, telafisi mümkün olmayan yıllar? Her birimiz farklı yerlerimizden yaralıyız hayatta, sığındığımız limanlar ortak yalnızca: şiirler, hikayeler, romanlar… Şairin tabiriyle: “Her şiir bir yolculuk, bir buluşma.” “Yolllarımız kesişti, merhaba şiir dostum!”
“Şairler, delilik ile akıllılık arasındaki
o ince çizgide gider gelirler.”
Senin Seda'n, şairin ilk kitabı. Adıma imzalı olarak okumanın mutluluğunu taşıyorum: “Çok değerli öğretmen okur, sizi her zaman beğeni ve takdirle takip etmekteyim. Şiirlerimin hayat yolculuğunuza eşlik etmesini diliyorum.” Daha kapağını açar açmaz bir gülümseme düştü yüzüme, zira hayat yolculuğunda şiirden iyisi mi bulunurdu?.. Şiir kime aittir, onu yazana mı yoksa ona en çok ihtiyaç duyana mı? Kimseyi unutmamış şair dizelerin altına not düşerken: “Bu şiiri, kötülükler karşısında ses çıkaramamış olan tüm çocuklar için yazdım.” Belki de bana yazdıran sensin, senin sesin olmak, işitilmek istiyorum, diyerek…
“İnsan su içmekten vazgeçebilir mi?
Sen de böylesin benim için,
Vazgeçilmez eylemlerin en güzeli.”
Ne dizeydi ama, “vazgeçilmez eylemlerin en güzeli.” Uzun süre dimağımda yer tutacak. Maddi aşktan manevi olana doğru bir yolculuk var dizelerde… “Tüm güzel sıfatların sahibi: Yaradan, Yaradan, Yaradan…” “Baktığım her şey sana dönüşüyor,” diyor bir dizede de. Mecnun’un sevdasının Leyla’dan, Leyla sevdasına, oradan da Mevla’ya dönmesini anımsattı bana. Her sevgi biraz da aşıktan çıkıp aşka doğru bir yolculuğa dönüşmüyor muydu nihayetinde? Hem ne der Edip Cansever “Her sevda başlangıçtır bir yenisine.” youtube.com/watch?v=dO-qJVw...
“Sen çok değerlisin,
Sadece doğduğun için,
Var olduğun için,
Sen olduğun için.”
İnsan en çok neye pişman oluyor hayatta biliyor musunuz? Zamanında yapmadığı şeylere. Bu yüzden herkesin dilinde “keşke”ler, “şimdiki aklım olsa”lar. Yaşanması mümkün iken yaşayamadığı mutluluklar. En çok kendimizi ihmal ediyoruz hayatta. En çok kendi hayatımızı yaşamayı unutuyoruz. Hatırladığımızdaysa ya tükenmiş oluyor, ya da tükenmeye yakın takvimde kalan yapraklar. “Gerçek şu ki, ihmal ettiğimiz her şeyin altında kalırız,” diyor Ziya Selçuk Kendi kendimize enkaz oluyoruz, molozlar bırakıyoruz ardımızda. Geç olmadan, geç kalmadan…
Bir dize: “Akşam vakti oturdum, ruhumu dinliyorum,” Bir akşam vakti elinize aldığınızda bitebilecek bir kitap. “Akşam vakti seni seviyorum.” Keyifle, duyguyla, huzurla…