Gönderi

10/10
·155 syf.··
Beğendi
·
2024 15. kitabı
“Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişimdi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası, umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir.” Sigmund Freud, bir zamanlar “Birbirinden farklı birçok insanı aynı açlığa mahkûm edelim. Açlık dürtüsünün kaçınılmaz olarak artışıyla birlikte tüm bireysel farklılıklar belirsizleşecek ve bunların yerine karşılanmamış bir ihtiyacın aynı şekilde ifadesi ortaya çıkacaktır.” demişti. Çok şükür ki Sigmund Freud, toplama kamplarına içeriden tanıklık etmekten kurtuldu. Onun danışanları Auschwitz’in pisliklerinde değil, Viktoryen tarzda tasarlanmış divanlarda uzanıyordu. Orada, “bireysel farklılıklar belirsizleşmedi”, tam aksine insanlar daha da farklılaştı; hem domuzlar hem de azizler maskelerini çıkardı ve artık bugün “azizler” kelimesini kullanırken tereddüte gerek yoktur: Auschwitz’te açlığa mahkûm edilen ve karbolik asit iğnesiyle katledilen; 1983 yılında da aziz ilan edilen Peder Maximilian Kolbe’yi düşünün. Beni kaidelere istisna oluşturan örnekler vermekle suçlayabilirsiniz. “Sed omnia praeclara tam difficilia quam rara sunt” (Güzel olan her şey nadir olduğu kadar da güçtür) der Spinoza, Etika’nın son cümlesinde. Elbette “azizler” derken kastımızın ne olduğunu sorabilirsiniz. Dürüst insanlardan bahsetmek yeterli değil midir? Bunların bir azınlık olduğu gerçektir. Bundan da fazlası, her zaman azınlık kalacaklardır. Yine de bu azınlığa katılmanın büyük bir mücadele gerektirdiğini düşünüyorum. Dünya kötü bir durumdadır ve her birimiz elimizden gelenin en iyisini yapmazsak daha da kötüsü olacaktır. Bu yüzden de uyanık olalım. İki şekilde uyanık olalım: Auschwitz’ten beri insanın neler yapabileceğini biliyoruz. Hiroşima’dan bu yana ise neyin tehlikede olduğunu. Istırapta anlam bulma olasılığı açısından, hayatın anlamı en azından potansiyel olarak koşulsuzdur ancak bu koşulsuz anlam, her bir insanın koşulsuz değeri ile başa baş gitmektedir. İnsan onurunun baki olmasını garanti eden de budur. Hayatın her koşulda, en sefil koşullarda bile potansiyel olarak anlamla dolu olduğu gibi, her bir insanın değeri de onunla kalır. Kalıcı günkü bu değer, geçmişte yerine getirdiği değerlerle ilgilidir ve bunun, bugün gösterdiği yararlılıkla ilgisi yoktur. Biraz açmak gerekirse, yararlılık genellikle toplumun yararına uygun işlev gösterebilmek olarak tanımlanır fakat bugünün toplumu kazanım yönelimlidir ve bunun sonucu olarak başarılı ve mutlu insanlar –özellikle de gençler– göklere çıkarılır. Bunlar dışında kalan herkesin değeri görmezden gelinir ve bunu yaparken, onur anlamında değerli olanla faydalılık anlamında değerli olan arasındaki belirleyici çizgi bulanıklaştırılır. İnsan bu farkın bilincinde olmaz ve bireyin değerinin şimdiki faydalılığına bağlı olduğuna inanırsa, o halde inanın ki Hitler’in programına göre ötanazi istemesi kendi açısından tutarlı olacaktır; yani toplumsal faydalılıklarını yitirenlerin –yaşlanma, tedavi edilemeyen hastalık, zihinsel gerileme veya başka bir engel dolayısıyla– “acısız” öldürülmesini savunmalıdır.”
İnsan ve Hayat
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,2bin okunma
·
49 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.