İlişkilerin şansa bırakılmamasını ele alan kitapta -yazarın deyimiyle- bağlanma stilleriyle
kişinin önce kendisini daha sonra partnerini anlayıp ilişkiyi, düzeltilebilecekse onarıp,
düzeltilemeyecekse de bitirmeyi örneklerle okuyoruz. Ve bu bağlanma şekillerini ta
çocukluktan hatta genlerimizden de alabildiğimiz ihtimali vurgulanıyor.
Peki bu bağlanma stilleri neler?
1.Güvenli;yakınlık konusunda rahat, çoğunlukla sevecen, sevgi dolu
2.Kaygılı;yakınlık ihtiyacında, sürekli ilişkiyle meşgul, partnerine karşı şüpheli
3.Kaçıngan; belli bir mesafede, bağımsızlığa düşkün,
Kitap bize üç bağlanma stilini detaylı açılımlarıyla anlatıp gerekli testlerle sahip olduğumuz
şekli buldurup ardından çözümler ürettirip sonrasında ilişkiye dair ipuçlarını vermekte. Bunun
yanı sıra bu bağlanma stillerine sahip bireylerin birbiriyle kurdukları ilişkilerin başlangıcında,
gelişmesinde ve de sonucunda neler olduğunu, neler olabileceğini daha net anlıyoruz.
Bir çok altını çizdiğim cümle, öğrendiğim bilgi, katıldığım düşünceler olsa da yazarların
“bolluk felsefesine” karşı çıkıyorum.
“Denizde daha çok balık vardır” düşüncesini bana
empoze edemediler. Avrupa kafasında bu normal karşılanıyor olsa da hiç bir memleketin
insanı buna onay vermez, vermemeli. Bana göre; bir şeyi çok defa denersen en sonunda ilk
heyecanın kalmaz. Hem bir şeyin en doğrusunu bilmek değil de, en doğrusunu aynı yolda
aramak daha mutlu etmez mi? Haliyle yazara bu konuda katılmıyorum. Çok partnerle
beraber olmak sadece his bitimine yol açar.