Puan vermedi·661 syf.····Okunma: 05 Aralık 2024 23:03 Hızlı ilerleyen ve karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Bununla başa çıkabilmek için kısa yollara ihtiyacımız var. Sadece bir gün içinde bile karşılaştığımız her bir kişide veya olayda bakış açılarını analiz etmemiz mümkün değildir. Bunun için zamanımız, enerjimiz ve kapasitemiz yoktur. Onun yerine çoğu zaman, bazı anahtar özelliklere göre ve pratik kuralları kullanırız ve bu tetikleyen özelliklerden biri varsa düşünmeden tepki veririz. Bir bilgiye mekanik olarak tepki verme olayına otomatik veya klik-pırrr tepkisi diyoruz. Verilen bilgilerin tamamen analiz edilip ona göre tepki verilmesine de kontrollü tepki diyoruz. Peki biz hangi tepkiyi kullanırız? Biz vaktimiz
olmadığında, yorgunken, sorumluluk almak istemediğimizde o an için en kolay olan
seçim olan klik-pırrr etkisini tercih ederiz. Durum bizim için çok önemli ise sonucu
önem arz ediyor ise kontrollü tepki etkisini devreye sokarız. Mesela pahalı=iyi anlayışı
"ödediğinin karşılığını alırsın " kuralı. Bu kural geçmişte işe yaramış olabilir çünkü
genelde bir malın değeri fiyatı ile artar. Fiyat ne kadar yüksekse kalite de o kadar
yüksektir. Kitapta verilen örnekte olduğu gibi iyi turkuaz mücevher isteyip turkuaz
hakkında çok bilgileri olmadığı için mücevherin değerini bildikleri en eski yol olan "fiyat"
ile ölçmüşlerdir. Fakat günümüz dünyasında pahalı= iyi kuralıyla hareket etmek çok
etkili olmayacak bir etkendir. Bu yüzden bazen ortaya atılan davranış duruma uygun
olmayacaktır çünkü en iyi kurallar ve tetikleyen özellikler bile her zaman işe yaramaz.
Başka şansımız olmadığı için kusurlarını kabul etmek durumunda kalırız.Yapılan birçok
araştırmaya göre kontrollü tepkiyi istediğimiz şeye çok önem verdiğimizde veya bizim
için büyük bir anlam ifade ediyorsa kontrollü tepki veriyor aksi halde daha kolay olan
klik-pırrr yaklaşımını kullanırız. Bizler sadece istek ve kabiliyetlerimiz varsa kontrollü ve
düşünceli tepki veririz. Klik-pırr ilkesi sorumluluk almak istemediğimiz , kısa yolu kolay olanı tercih ettiğimiz zaman devreye girer.
Bazı insanları ikna etmek kolayken bazılarını ikna etmek neden daha zordur? Çoğu
zaman belli bir şekilde sunulan isteğin reddedildiğini ancak aynı isteğin değişik bir
şekilde sunulduğunda kabul edildiğine tanıklık ederiz. İstek aynı olmasına rağmen farklı
şekilde talep edilmesiyle nasıl ikna edebiliyoruz. Ne istediğimizden çok nasıl istediğimiz mi önemli? Belki de öyle ne istediğimizden çok nasıl istediğimiz önemlidir.
Bizler bize yapılan iyiliğe karşı mutlaka karşılık verme eğilimindeyiz. Küçük şeyler her zaman küçük değildir, özellikle de karşılık kuralı gibi hayattaki daha büyük şeylere
bağladıkları zaman. Bir başkasının yaptığı iyiliği geri ödeme ihtiyacını göz ardı edersek
karşılık serisini öldürmüş ve bize iyilik yapan kişinin gelecekte başka iyilikler yapma
şansını azaltmış oluruz. Her iki durum da toplumda istenen bir durum değildir.
Dolayısıyla, çocukluktan itibaren mecburiyet hissi altında duygusal olarak ezilmek
üzere eğitildik. Sadece bu sebeple, borcun psikolojik yükünden kurtulmak için aldığımız
iyilikten daha büyüğünü yapmaya razı oluyoruz. Başka bir sebep daha var. Diğerlerinin yaptığı iyiliği geri ödemeyi düşünmeden kabul edenler sosyal gruplarında sevilmezler. Tabii ki kişi şartlar veya kabiliyet sebeplerinden geri ödemesi engellenirse bu istisnai bir durumdur. Ancak çoğunlukla, karşılıkta bulunma kuralının gereklerini yerine getirmeyen kişiler sevilmezler. Otlakçı ve nankör damgasını yerler bunlar titizlikle kaçındığımız ve
nitelendirilmek istenilmeyen etiketlerdir. Bunlar o kadar istenmeyen sıfatlardır ki insanlar sırf o şekil de bilinmemek için eşit olmayan değiş tokuşa bile razı olurlar. İç
rahatsızlık gerçeği ve dış utanç olasılığının birleşimi ağır bir psikolojik maliyet yaratabilir.
Hatta psikolojik maliyet maddi maliyetten daha ağır gelmektedir. Karşılık verme ihtiyacı
bazen o kadar ağır basar ki kültürel farklılıkları, uzun mesafeleri, açlığı, yılları ve kişisel
kazançları aşar.
Görünüşe göre bir kişinin kendi imajını ve gelecekteki hareketlerini değiştirmenin en
etkili yolu yapılan bağlılıkların aktif, aleni ve çaba gerektiren olanlarıdır.
Toplumbilimciler, bir davranış ile ilgili iç sorumluluğu onu dış baskılar olmadan
yaptığımızı düşündüğümüz zaman kabul ettiğimizi belirlemiştir. Büyük bir ödül bir dış
baskıdır. İstenilen davranışı yapmamızı sağlayabilir ancak bu davranışlar için iç sorumluluk almamızı sağlamamaktadır. Dolayısıyla onlara bağlı hissetmeyiz. Aynı şey
güçlü bir tehdit için de geçerlidir. Anında itaat sağlayabilir ancak uzun süreli bağlılık
sağlamayacaktır. Nasıl ki çocukların bir şey yapmalarına izin vermeyip tehdit ettiğimiz
zaman çocuk biz varken eylemi yapmayabilir fakat biz yokken yasaklanan şeyi
yapacaktır. Ama bunu neden yapmaması gerektiğini anlayacağı dilde ifade eder
anlamasını sağlarsak durum içselleşir ve biz yokken bile eyleme bağlılık göstermiş
olacaktır.
Kapanışı Samuel Butler'ın 300 yıl önce yazdığı bir sözle bitirmek istiyorum."İsteğinin
dışında davranmayı kabul eden hala aynı düşüncededir.